Fransız İhtilalinden sonraki gelişmeler:
İhtilalden sonra ilk başlarda bir belirsizlik ortamı yaşanmıştır. Doğrular ve kanunlar önceden kutsal kaynaklı iken şu anda çoğunluk kabulü kaynaklı hale gelmiştir. Bunun temelini oluşturan iki model vardı: bunlar Eski Yunan ve Roma İmparatorluğu (cumhuriyet halini aldıktan sonraki zamanları) idi. Yunan’ dan çoğunluk ilkesi olan demokrasiyi, Roma’dan kutsal iradeyi aldılar. Roma’ da çoğunluğun iradesinin kutsiyeti; Roma şehrinin 3 kutsal kurt tarafından kurulduğu, dolayısıyla bu şehrin ve burada yaşayan insanların kutsal olduğu, bundan dolayı da buradan çıkacak kararların da bir kutsiyetinin olduğu yönündeki inanıştan gelir. Peki nasıl bir toplum düzeni kurulmalıdır ki insanlar özgür, mutlu ve refah içerisinde yaşasınlar? Bunun cevabını Rousseau vermiştir. Rousseau’ nun görüşlerini incelediğimizde şunlar karşımıza çıkar: o, insanı doğal olarak toplumlaşabilen bir yaratık olarak görmez. İnsan doğal halde ahlak dışı bir varlıktır. Çünkü zekası gelişmiş değildir. İnsanın gidişatında içgüdünün yerine adaleti koyan ve davranışlarına, kendilerinde bulunmayan ahlaklılığı veren toplum halinde yaşayıştır. Toplum suni olmakla beraber doğaya aykırı değil, doğa üstü bir varlıktır. Ancak eşitliğe dayandığı zaman doğaya aykırı ve bozuluş kaynağı olur. Böylece insan doğal durumdan çıkar. Çünkü özgürlük ve düşünce sahibidir. Ahlaklı oluş toplum içinde adaletin hakim kılınmasıyla gelişir.
Doğa insanı yapmıştır, hem de özgür olarak yapmıştır. Bu özgürlük bütün mallardan daha değerlidir. Öyle ise doğal durumdan toplumsal duruma geçiş özgürlüğe olabildiğince imkan vermelidir. Fakat bireylerin özgürlükleri birbirleri ile çatışma içinde olabilirler.bu durumda her bir bireyin özgürlüğünü koruyan ve diğer bireyinkini de bozmayan bir işbirliği şekli bulunmalıdır. Aksi takdirde bir kaos ve anarşi ortamının meydana çıkacağı açıktır. Bousset’in de söylediği gibi “herkesin istediğini yapmak istediği yerde hiç kimse istediğini yapamaz” işte Rousseau bu nedenle Toplum sözleşmesi isimli eserinde insanların toplum halinde yaşamasını ve aynı zamanda özgürlüklerin en fazla şekilde kullanılmasını sağlayan, ahlaklı, kaos ve anarşiye müsaade etmeyen bir sistem için insanların güç kullanma özgürlük ve yetkisini bir üst yapı olan devlete devretmesi gerektiğini vurgulamış ve ancak tek meşru güç kullanma yetkisinin devlet tekelinde olmasıyla en uygun ve özgür yaşamın sağlanacağını belirtmiştir.
Feodaliteden kapitalizme geçiş ve yaşananlar:
Artan ticaretle beraber oluşan sermaye birikimi, gelişen teknoloji ve sanayi devriminin gerçekleşmesi ile toplumları “sanayi toplumu” haline sokmuş, hammadde kaynakları etrafında kurulan sanayi şehirlerine yöneltmiş ve yeni bir sosyal düzen yaratmıştır. Eskinin burjuvası artık kapitalist işveren olmuş ve beraberinde işçi sınıfın meydana getirmiştir. Bu durumda kapitalist işverenler sayıca az fakat ekonomik ve siyasi yönden kuvvetli, işçiler ise sayıca fazla fakat ekonomik ve siyasi yönden oldukça zayıftırlar. Zaman içinde dünyanın içinde bulunduğu konjonktür, yapılan savaşlar, silahlanmaya ayrılan paranın büyümesi, sömürgeleşmek için yapılan harcamalar, sanayi devrimi ile geli

Yorumunuzu Yazınız.