![]()
["Süryani ve Ermeni Soykırımı/ Eskiden ve Şimdi Namuslu bir Kürt'ün İtirafları" Haydar Işık I., 17 Nisan 2005, Iraklı Hıristiyanlar Örgütü* (Alman dilinden çeviri.wm.warda)]
‘Ben bir Alevi Kürt’üyüm. Bizim yaşadığımız yerlerde camiler yoktu. Çocukluğumda civardaki Ermeni kiliselerinin yıkıntılarına gıpta ederdim. Duvarlarının yıkılmış olmasına karşın, kubbeleri, sütunların üzerinde dikili dururdu. Üzerlerine boyanmış şahane resimler hâlâ görülebilirdi. Doğduğum şehre “Kızılkilise” ya da Kürt dilinde “Kırmızı Kilise” denirdi. Muhtemeldir ki, eskiden bir Süryani ya da Ermeni adı vardı. Fakat diğer Kürt isimleri gibi Kızılkilise ismi de Türk hükümeti tarafından ‘…’ye çevrilmişti. Çocukluğum iki önemli tarihi olay tarafından etkilendi. Bunlardan birisi, zihnimde hâlâ çok taze ve acılı olan 70.000 kişinin Türk ordusu tarafından öldürüldüğü 1937/38 Dersim katliamıdır. Diğeri Türklerin bir buçuk milyon Ermeni’yi ve yarım milyon Süryani’yi imha ettikleri 1915-1916 Ermeni Soykırımı. Ermeni komşularımızın hüzünlü kaderlerini kış aylarında sıkça duyar ve ağlardım.
Anadolu’da ırksal üstünlük elde etmek için, Türk rejimi önce Ermenileri ve Süryanileri, onlardan sonra da Kürtleri ortadan kaldırdı. Ermeni ve Süryanilerin öldürülmelerinde rol oynayan General …, bir defasında ‘le yandan zozo’ların, dönünce de lolo’ların işini bitireceğiz.’/'Doğu işgaliyle Ermenileri imha edecek, geri dönerken aynısını Kürtlere yapacağız’ dediydi. Türklerin her zamanki stratejisi, önce Hıristiyan Ermenileri, Süryanileri ve Yunanlıları sürerek ülkeyi bir İslam milletine döndürmek, sonra benzer soykırımı ve etnik temizliği Kürtlere uygulamak olmuştur. Bunu başarabilmek için Türk yönetimleri nefret yarattılar, halkları birbirlerine düşürdüler; Kürt feodal ağaları Türklerin bu politikalarının maşaları oldular. Türk rejimi Mezopotamya Ermeni ve Süryanilerine karşı politikalarını uygulamak için yan yana yaşadıkları Kuzey Kürdistan Sünni kabilelerini kullandı. Van’da, Urfa’da, Ağrı’da, Muş’ta ve Bingöl’de yaşayan Hasenen, Cibran, Zirkan, Sipkan, Zilan, Milan vb. aşiretler (kabileler) azınlık Kürtleriydi. Alevi Kürtler, Yezidiler ve diğer bazı Sünni Kürtler de Türklere yardım etmediler. Azınlık Kürtleri Türkiye’ye ve İslam’a sadakatlarını ispatlamak için Hıristiyanları öldürdüler. Bugün, Kürtler, Ermeni (ve Süryani) soykırımını Kürtlerin bir ayıbı olarak görmektedirler. Ben komşularının böylesine barbarca öldürülmelerine karışmış olan Kürtlerden utanıyorum.
Birinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde, Türkler, Almanya’nın bilgisi ve onayı dâhilinde Anadolu ve Mezopotamya’da bir Hıristiyan kıyımı düzenlediler. Dünyanın ilk soykırımı titizlikle planlandı ve yürütüldü. Mamafih, madalyonun öteki yüzünü de görmek lâzım. Türklerin, Hıristiyanları katletmek üzere 36 Kürt aşiretinden topladıkları başıbozuk tümenler, Alevi ve Yezidi (Müslüman) Kürtlere de giriştiler. Tümüyle Kuzey Kürdistan Sünni aşiretlerinden kurulan kıtalar, genç Türk rejiminin (İttihat Terakki) niyetinin ‘böl ve fethet’ ilkesi uyarınca Kürtlerin bir kısmını diğerlerine karşı kışkırtmak olduğunu gösteriyordu. Bunun sonucu olarak, Sünni ve Alevi Kürtler arasındaki husumet bugün dahi devam etmektedir. Hamidiye alayları da Kürtlere karşı, Kürtlerin bağımsızlık emellerine set çekmek için kullanılmışlardı. Onların Ermenilere, Süryanilere ya da Kürtlere saldırıları, Kürt tarihinde bir leke olarak durmaktadır. Dün Ermeni köylerine saldıran ve sayısız insan öldüren Kürt kökenli haydutları kendi insanlarını öldürmekten alıkoyacak hiçbir şey yoktur. Birisi emretti diye, bir insanı öldürmek hak mıdır? İnsanın kendisine bu soruyu sorması gerekir.
Evet, insanlık tarihi böyle olaylarla doludur. Bundan 50 yıl kadar önce Alman faşizmi Yahudileri sanayileşmiş bir biçimde katletti. Kurbanlarının ölmeyi hak ettiğine inanmışlardı! Hitler’in “Kemalist Türkler Ermenileri katlederken dünya seyretti. Benim Yahudileri öldürmeme kim karşı çıkar ki?” dediği bilinmektedir. Yirminci yüzyılın en büyük iki soykırımı bu nedenle oldu. Türkiye, şimdi Kürtleri kendi yurttaşlarıyla savaşmak için kullanıyor. Geçmişte kendi halkından 100.000 kişiyi öldüren Hamidiye Alayları gibi, dağlarda yaşayan Kürtlerin özgürlük ve esenlikleri için savaşan Kürt bağımsızlık hareketine karşı koymak için Kürt çeteleri donattılar. Dün Süryanileri katleden zihniyet, bugün de Kürtlerin ölümünden sorumludur. Dersimli Kürtler, Türklerin baskısına rağmen Ermeni komşularını korumuşlar; ancak bu merhametleri onlara pahalıya mal olmuş, 1937/38 Kürt katliamının nedenlerinden biri olmuştur. Türkiye bugün Türk, Kürt, Ermeni, Süryani ve diğer azınlıklardan oluşan çok halklı bir ülkedir. Türkiye her ne kadar ‘İnsan Hakları Beyannamesi,’ ‘Avrupa İnsan Hakları Kongresi’ ‘CSCE antlaşması’ gibi uluslararası antlaşmalara imza atmışsa da, bunlardan doğan hakları Türk olmayan vatandaşlarına tanımamakta, ancak yine de Avrupa Birliği’ne katılmak istemektedir. Ermeniler, Türkiye’nin Anadolu politikası sonucu imha edilmişlerdi. Biz Kürtler ise, komşularımız Ermeniler, Süryaniler ve Türklerle birlikte kilise çanlarının, müezzinin çağrısıyla birlikte duyulduğu bir ülkede yaşamak istiyoruz. Biz artık Türkiye’nin Hıristiyan komşularını imha etmek için kullandığı bir maşa değiliz. Biz utanç içindeyiz, telafi etmek ve iyilik yapmak istiyoruz.”
Bu böyle. İzleyen metin de, “Kürt Milliyetçiliği ve Rakip Etnik Sadakatlar”ın** yazarı Martin van Bruinessen’den. Van Bruinessen, 1946 Schooven, Hollanda, doğumlu bir antropolog olup, genel olarak İslam, özel olarak da Kürt, Endonezya, Türkiye ve İran’a ilişkin yazılar kaleme alan bir Oryantalist. 1994′ten bu yana Utrecht Üniversitesi’nde Kürt ve Türk Araştırmaları Enstitüsü’nde hoca. Ayrıca Yogyakarta, Endonezya’da Devlet İslam Araştırmaları Enstitüsünde din sosyolojisi okutmuş.
“…Kültürün diğer merkezî unsurlarından birisi olan dinin de Kürtleri birleştirmekten ziyade böldüğü görünüyor. Çoğunluk, ibadetlerinin ayrıntıları itibariyle Şaf’i mezhebi mensubu, ancak Irak ve İran’da (güneydoğu Kürdistan) bölge halkının çoğunluğunun olduğu gibi, Şii Müslümanlar. Bu Şii Kürtler, Alevi Kürtlerle karıştırılmamalıdır. Her ne kadar Aleviler de Ali’ye ve Şii’lerin diğer onbir imamına bağlı iseler de, genelde ortodoks İslâm’ın şartlarını kabul etmezler. Hem Sünni hem de Şii’lerinkinden farklı olan kendi ritüelleri vardır. Alevi Kürtler, Türkiye Alevileri arasında azınlıktadırlar ve çoğu zaman kendilerini Türkçe-konuşan diğer-Alevilere, Sünni Kürtlerden daha yakın hissederler. Benzer bir din de, Irak’a “Ehli Hakk” ya da “Kakai” dedikleri dindir. Ehli-Hakk, esas itibariyle, Şii İslam’ın içinde yer alan batıni bir mezhep olduğu iddiasındadır, ancak, tümüyle farklı bir din olduğunu savunanlar da vardır. Bir zamanlar orta ve Kuzey-doğu Kürdistan’da hayli yaygın olmakla birlikte şimdi Irak ve Ermenistan Cumhuriyetinde küçük, Suriye ve Türkiye’de daha da küçük topluluklarla sınırlı olan Yezidi dini İslam ortodoksisinin hemen tümüyle dışındadır. Günümüzde, bölgede anadilleri Kürtçe olan Hıristiyan ve Yahudi cemaatler varsa da, bunlar Kürt sayılmamakta olup, sayıları itibariyle de azalmaktadırlar…
Her ne kadar, Kürt milliyetçiliği, yaygın bir ortak kimlik farkındalığı uyandırdıysa da, aynı süreç içinde Kürt toplumundaki farklılıklar hiç olmadıkları kadar bölücü olmuşlardır. 1994 itibariyle Irak Kürdistanı, Kuzeyde Kurmanci-konuşan Kürtlerle, Güneyde Sorani konuşan Kürtler arasında bölünmüştür. Bu bölünme, aynı zamanda, önde gelen iki Kürt siyasi partisi KDP ve PUK’un nüfuz alanlarına tekabül eder. İran’da milliyetçi KDP-I ve Komala partileri, en güçlü destekçilerini hemen her zaman Mahabad’tan Sanandaj’a uzanan bölgede yaşayan, kısmen şehirleşmiş Sorani-konuşan Kürtlerin arasından bulmuşlardır. 1980′li yıllarda, bu bölgede yaşayanlar, hem Kuzeydeki Kurmanci-konuşan aşiret mensupları, hem de Güneylerindeki Şii Kürtlerle savaşmışlardır. Türkiye’de kendilerini her zaman Kürt bilen ve öyle oldukları kabul edilen Zaza dili konuşanlardan bazıları, ayrı bir kimlikleri olduğundan bahsetmeye başlamışlar ancak bu farklı kimlik, sadece Türk devleti değil, Kürt hareketi tarafından da reddedilmiştir. Sünni Müslümanları aykırı Alevilerden ayıran çizgi, son zamanlarda her iki topluluğun tümüyle laikleşmiş kısımları arasında bile daha keskinleşmiştir. 1980′lerden itibaren Türkiye’de kayda değer biçimde canlanan Alevi kimliği, Kürt milliyetçiliği tarafından bir rakip, ve Kürt ulusal hareketine karşı bir tehdit olarak algılanmaktadır.”
*Iraqi Christians Organization, ** “Kurdish Nationalism and Competing Ethnic Loyalties.” Makalenin orijinali, “Nationalisme kurde et ethnicités intra-kurdes, “Peuples Méditerranéens no. 68-69 (1994), 11-37
ALEV ALATLI
Kasım 3, 2007
Zaman Gazetesi

Kasım 11th, 2007 at 16:18
“Kürtlerin, Ermeni soykırımında rol almış olmalarının iki halkın arasına girmemesi gereği”nden bahisle, böylesi bir durumun “ortak cellâtları”nın, yani, “Türk milliyetçiliğinin ve 1923′te yarattıkları devletin” ekmeğine yağ süreceği anlatılıyor.
yukardaki cümleye bakınca insan tarihin gerçekten tekerrürden ibaret olduğunu anlıyor ve düşmanlıkların asla bitmeyeceği gibi kötü bir hissiyat içine kapılıyor maalesef.
Osmanlı İmparatorluğu tarihin sayfalarına gömülürken doğmak üzere olan Türkiye Cumhuriyeti’nin önünde ki bir büyük engel de emperyalist güçlerin Osmanlı toprakları üzerindeki menfaat çatışmalarıydı.Onlar menfaatleri için Ermeni ve Kürtler’i kullanmaktan hiç çekinmediler. O dönem Osmanlıda Ermeni ve Kürt sayısı kadar Fransız ve İngiliz ajanlar vardı denilse yeridir.Osmanlıyı harita başında parçalayan Batı bazı iller üzerinde uzlaşma sağlayamamıştı. Çünkü bu illerin Ermenilere m,i Kürtlere mi bırakılması gerektiği gibi bir sorun vardı.Bu iller üzerinde her iki azınlığında insanları da yaşıyordu ve iyi düşünülmeden yapılacak bir toprak düzenlemesi Türklere karşı kullanılmak istenen bu iki unsuru ortak düşmanları karşısında bölebilir hatta birbirlerine düşürebilirdi.Böyle bir risk Batı tarafından alınamazdı.Peki ne yapılmalıydı? Elbette bu iki unsurun karşı karşıya gelmesi engellenmeli ve dayanışma içine sokulması gerekliydi.Bu nedenle Kürtler ve Ermeniler arasında ortak bir manevi bağ yaratılmalı ve tek düşmana yani Türklere karşı ayaklanmaları bölünmemeleri sağlanmalıydı.
İşte yukarıdaki cümlenin tarihi temelleri böyle atılmış oldu.Öte yandan tarih bize kanıtlıyor ki milliyetçi akımlar öyle sebepsiz yere patlak vermezler yani kimse oturduğu yerde yekpare bir Türk devleti kurma girişiminde bulunmamıştır.Milliyetçilik bir refrekstir bir meşru müdafe refleksidir.Sebepsiz yere oluşamaz.Dolayısıyla “geçtiğimiz 80 yıl süresince ,Türk milliyetçiliğinin Kürtler ve Ermeniler üzerindeki etkisi”. dışında konuya “gerçtiğimiz 80 yıl içinde Kürt ve Ermeni unsurların Türk milliyetçiliği üzerindeki etkileri” olarak da bakılmalıdır.