Son üç yıl, dolar tutanların kaybettiği, buna karşılık dolarla borçlananların kazandığı bir dönem oldu. Dolarla borçlanıp hiçbir şey yapmayanların bile kazanç sağladığı bu dönemde dolarla borçlanıp mevduat yapanlar, Hazine kâğıdı ya da gayrimenkul alanlar çok daha fazla kazançlı çıktılar. Bunları bir örnekle açıklayalım. Diyelim ki bundan tam bir yıl önce bankanızdan dolar cinsinden yüzde 15 yıllık faizle 1000 dolar kredi aldınız. (Bir yıl sonra bankanıza ödeyeceğiniz anapara + faiz toplamı 1150 dolar.) Aldığınız 1000 dolar krediyi o tarihteki kur olan 1.47 ile YTL’ye çevirmiş olsanız elinize 1470 YTL geçerdi. Bu parayı evde bir kenara koyup da bir yıl bekleyip dün yeniden dolara çevirmiş olsanız (dünkü kur 1.19 idi) elinize 1235 dolar geçecekti. 1150 dolar borcunuzu ödeyince size 85 dolar kalacaktı. Yani yalnızca kur riskini alarak, başkasının parasını kullanarak dolar bazında yüzde 7.5 net kazanç sağlamış olacaktınız. Diyelim ki aldığınız 1000 doları o tarihteki kur olan 1.47 ile bozdurup elde ettiğiniz 1470 YTL’yi yüzde 15 net yıllık faiz ile aynı bankaya mevduat olarak yatırdınız. Dün vadesi dolan bu hesabın anapara + faiz toplamı 1690 YTL olacaktı. Aynı anda bu parayı 1.19 kur ile dolara çevirdiğinizde elinize 1420 dolar geçecek ve bunun 1150 doları ile borcunuzu kapatıp kalan 270 doları kazanç olarak elde etmiş olacaktınız. Yani YTL’nin değer kaybı riskinin yanı sıra vade riskini de alsaydınız dolar bazında yüzde 23 kazanmış olacaktınız.
Özel kesim yurtdışından dolarla borçlandı. Yurtdışından dolarla borçlanmanın yıllık faizi bizdeki gibi yüzde 15′lere varmıyor. Yüzde 5.8 arasında değişiyor. Diyelim ki bundan bir yıl önce yurtdışından yüzde 7 faizle bir yıl vadeli 1000 dolar kredi aldınız. (Bir yıl sonra yurtdışındaki bankanıza ödeyeceğiniz anapara + faiz toplamı 1070 dolar.) Bunu hemen o anda 1.47 kur ile YTL’ye çevirdiniz ve elinize geçen 1470 YTL’yi yüzde 15 net faizle bankaya yatırdınız. Yıl sonunda, yani dün, 1690 YTL anapara + faiz elinize geçti. Hemen 1.19′luk dünkü kurla dolara döndünüz ve elinize geçen 1420 doların 1070 dolarını yurtdışındaki bankanıza ödeyip kredinizi kapattınız ve size 350 dolar kaldı. Yani yurtdışından borçlanıp da bunu içeride kredi olarak verenler dolar bazında yılda yüzde 33 kazandı. Bu örnek bize 2002 sonunda 44 milyar dolar olan özel kesim dış borcunun nasıl olup da beş yılda 140 milyar dolara tırmandığını açıklıyor.
Dolarla borçlanıp yalnızca YTL’ye geçip tekrar dolara geçenler kazançlı çıktı. Dolarla içeriden borçlanıp bunu YTL cinsinden mevduat veya benzeri yatırıma dönüştürenler daha kazançlı çıktı. Bu işi yurtdışından dolarla borçlanıp da yapanlar ise en kazançlı çıkanlar oldu. Doların YTL karşısında bu kadar değer kaybettiği bir ortamda bizim ihracat rekorları kırmamızın nedeni de bu zaten. İhracatçıların büyük çoğunluğu yurt dışından, bir bölümü de yurtiçinden dolarla borçlanıyor ve ürettiği malı avro bölgesine avro ile satıyor. Dolar YTL’ye karşı değer kaybettikçe bizimkilerin borcu azalıyor, avro, dolara karşı değer kazandıkça bizimkilerin ihracat geliri artıyor. Burada oluşabilecek terse dönüm noktası avronun dolar gibi YTL’ye karşı hızlı ve sürekli değer kaybetmesidir.
Türkiye’nin verdiği yüksek reel faiz, yüksek miktarda yabancı kaynak çekmekte, o da kurun düşük kalmasına ve enflasyonu baskılamasına yol açmaktadır. Yani Türkiye, enflasyonu düşürmek için kuru baskılamayı ve dolayısıyla faizi yüksek tutmayı bir para politikası aracı olarak seçmiş görünmektedir. Para politikası diye uyguladığımız şey ne yazık ki bundan ibarettir. Hiç kuşkusuz bu bir tercihtir. Ama bu tercihin faturası yukarıdaki çarpık tablonun ortaya çıkmasıdır. Ve bu sürdürülemez. Bunu bilerek yapıyorsak başka bir şeydir, bilmeyerek yapıyorsak başka bir şey.
Mahfi Eğilmez,
Kasım 22, 2007

Yorumunuzu Yazınız.