İktisat litarütüründe “geri bıraktırılmış ülkeleri” küstürmemek için liberal abilerce “az gelişmişlik” mertebesinden sözde “gelişmekte olan ülke” mertebesine uydurma terfisi yapılan güruhun günümüzde en önemli temsilcilerinden biri olan Türkiye’nin de kurgulanmış yapısal iktisadi sorunları akranlarının sorunlarıyla benzer özellikler gösteriyor; cari açık, cari dengenin en önemli alt başlığı olan dış ticaret dengesinde yıllar yılı süregelen ve artan açık, hayali tam istihdam durumundan oldukça uzak işsizlik oranları, yüksek oranlardaki reel faizler ve akabindeki çevrilmesi her geçen gün daha da zorlaşan iç ve dış borç. Bununla birlikte “yükselen piyasaların” küresel ekonomiye mükemmel bir uyum ve açıklıkla eklemlendiği gözlemliyoruz.
Serseri mayın gibi ülke piyasalarını ziyarete çıkan uluslararası sermaye soluğu çoğu zaman piyasaları yeteri kadar derin olmayan, mal ve hizmet hareketleri iktisadi potansiyellerine göre kısıtlı, yüksek reel getiriler vaadeden bu tip ülkelerde alıyor, son bir kaç on yılda Meksika’dan Rusya’ya, Arjantin’den Türkiye’ye tecrübe edilen finansal temelli krizlerin nedenlerinin başında ülke GSMH’lerinin hatrısayılır oranlarına tekabül eden ve yüksek derecede risk ihtiva eden yabancı spekülatörlerin önderliğinde ekonomilere pompalanan sıcak para hareketleri geliyor. Siyasi rejimi ne oranda demokratik ve özgürlükçü olursa olsun Dünya üzerindeki hemen her ülke rekabetçi, liberal ve olabildiğince açık bu küresel ekonominin bir parçası olduğunu kabul ediyor, risklerini ve pisliklerini gücünün ters oranında üstleniyor ve kendisine biçilen rolü layıkıyla oynamaya çalışıyor.
Geçmiş ülke tecrübeleri ve iktisat teorisince sonsuza kadar sürdürelemeyeceği aşikar olan cari açığın en önemli ve de riskli finansman kaynağı; çeşitli enstrumanlarca ve yüksek reel faizlerle fazlaca ve gereksiz yere uyarılan yabancı portföy yatırımları ve sermaye girişleri. Sıcak para olarak da tabir edilen ve her çiçekten bal alarak ortalıkta öylece uçuşan küresel sermaye sorunsuzca her siyasi sınırı geçiyor, bir anlamda her türlü sınırötesi operasyonu gerçekleştiriyor.
Sıcak paranın bir mertebe üstündeyse “merhaba gelişmekte olan ülke, biz dostuz” sloganıyla takdim edilen doğrudan yabancı yatırımlar (FDI) yer alıyor. Doğrudan yabancı yatırımın ülkeye girişi ve çıkışı enstrumanlara yapılan yatırımlara giriş çıkıştan fiili olarak daha zor olduğu, ülke istihdamına ve ekonomisine doğrudan katkıda bulunduğu için iktisatçıların gözünde daha ehven bir yerde ve çoğu zaman kutsanarak anılıyor. Ancak doğrudan yabancı yatırımın girdiği ülkeyle günümüzün bireysel-çıkarcı mikroekonomik atmosferinde herhangi bir duygusal bağ kurmayacağını, kurmaması gerektiğini de hatırdan çıkarmamak gerekli, yani ne ülkeyi otomobil üretmek için kendisine üs seçen Amerikan şirketi ne de kıyılarda gayrimenkul işlerine giren Arap şirketleri bizim meşhur kara kaşımız, gözlerimiz için buradalar. Rekabetçi ve bireysel-çıkarcı düzlemde değerlendirildiğinde sermayenin ‘ulusu, dini, milli çıkarları’ kesinlikle ön planda tutmadığı açıkca görülse de kamuoyundaki risk algısı karşılığını nasıl ödeyeceğimizden bihaber olduğumuz sermayenin kendisinden ziyade ulusu, dini vb. gibi önemsiz maskelerinde toplanıyor.

Yorumunuzu Yazınız.