RSS

Türban Üzerine Söz Söyleme Hakkı

Sal, Şub 19, 2008

Yorum

Tell a Friend

Temsili demokrasi, demokratik ülkelerde milletin egemenlik hakkını doğrudan değil de, seçtiği temsilciler (milletvekilleri) aracılığıyla kullandığı bir demokrasi uygulamasıdır. Plebisitçi (Latince plebiscita - halk bildirimi) demokrasiyse bir doğrudan demokrasi türüdür. Yöneten ile yönetilenler arasındaki ilişki plebisitler veya referandumlar ile gerçekleşir. Bu demokrasi çeşidinin sıklıkla aldığı eleştiri; liderlerin, kitlelerin önyargılarını ve hassasiyetlerini kullanarak yönlendirme çabasına açık olduğudur.

Kaç Kişilik Demokrasi ?

Yukarıdaki tanımlardan hareketle, dolaylı da olsa herhangi bir konuda söz hakkına sahip olan, söz hakkına sahip olmaktan öte toplum kurallarının (kanunlar) düzenlenmesi veya değiştirilmesiyle ilgili daima bizzat kendisine başvurulan birey doğrudan demokrasinin olmazsa olmaz bir gereksinimidir. Bununla birlikte, temsili demokrasilerde halkın “kendi iradesiyle” seçtiği temsilciler toplum adına kararlar alır. Dikkat edilirse ilkine göre temsili demokrasilerde bireyler homojenleştirilmiş olup, koca bir toplum neredeyse “parti sayısına” indirgenmiştir (bkz. bugünün Türkiye’si). Peki daha da gerilere dönecek olursak, oligarşi ve monarşi çağlarımızda bu temsil genellikle bir aileden oluşan grup veya kişide toplandığını görürüz ki, bu aile ve kişi önce Tanrı (İslamiyet öncesi Türk devletleri) sonra Allah (özellikle Yavuz Sultan sonrası) tarafından kutsanmış, sınırsız bir kudrete sahiptir ki bu noktada topluluğun sesi de ancak “o”nda toplanır ve tektir.

Özgür Düşünce, Hür İrade

En ideal demokrasi türünün hür fikirlere sahip kadın ve kölelerin de katılımıyla genişletilmiş klasik Atina demokrasisi olduğuna inanmama karşın, yukarıda ümmet oluşumuzun, fikir sahibi olmadan zikir sahibi oluşumuzun, sesi pek, gücü çok olanın takipçisi oluşumuzun, körü körüne sabit fikirlerin peşinden gidişimizin ama hiçbir zaman birey olamayışımızın çok kısa bir öyküsünü sunduğumda şu an ne yazık ki toplumumuzun her ferdinin yüzyıllarca bilinçli olarak kendi için kararlar alma yetkinliğinden uzak bıraktırıldığını ve kendi fikri sorulduğunda o veya bu kampın sabit fikrini tekrarlamaktan öteye gidemediğini, düşüncesizleştirilme politikalarının kara gölgesinin hala üzerimizde olduğunu düşündüm ve üzüldüm. Lütfen samimi olalım, ülkemizdeki on milyonlara varan kitlelerin kendine ait bir fikrinin olmadığını, bazen yaklaştığımızı bazen uzaklaştığımızı ama henüz saf demokrasi uygulaması için en önemli şart olan özgür iradeli bireyler olamadığımızı kabul edelim! Böyle yaparsak eğer, klasik ve doğrudan demokrasinin bir uygulaması olarak toplumun her bireyine danışma yönteminin (referandum) ülkemizin birey olamamış insanı üzerinde uygulama deneyimlerinin iyi niyetli demokrasi girişimleri olmaktan uzak girişimler olduğunu kavrayabiliriz.

Her durum kendi özel şartları içerisinde barındırmaktadır: Türkiye’de herkes her konuda düşüncesini üretecek, beyan edecek, taraf olacak hatta hatta bunu ülke kanunlarına yansıtacak yetkinlikte değildir. En azından bu yetkinlikte olanların sayısı olmayanlarınkinden çok daha azdır. Çoğu insanımızın ne fikri ne iradesi kendisine aittir.

Türban Sorunundan Fazlası

Başka türlü kel göbekli adamların çıkıp türban hakkında ahkam kesmelerini ama bir tane kadın politikacıdan ses çıkmaması durumunu nasıl anlamlandırabiliriz? Erkek politikacıların her yerde türban konusunda açıklamalar yapıp pek değerli fikirlerini beyan ettiğini görüyorsunuzdur. Bu durum gayet normaldir çünkü türbanı veya başka herhangi birşeyi kadına giymesini de çıkarmasını da dayatan erkekten başkası değildir. Bu bağlamda düşünülürse sorun aslına bakarsanız türbandan fazlasıdır, kadınla erkek arasındaki eşitsizlik uçurumunu açacak bir eşitlik sorunudur. Acı olansa ikinci sınıf olma durumunu kadınların sessiz kalarak veya aleyhlerindeki bu gelişime çanak tutacak bir ideolojiye körü körüne bağlanarak katkıda bulunmasıdır. Seçim kendilerinindir, ya geri dönülemez biçimde geride kalacaklar ya da eşitlik mücadelelerine kaldıkları yerden devam edeceklerdir.

Söz Kimde ?

Zaman ekseni göz ardı edildiğinde kendine has bu özel şartlarıyla ülkemizde yapılacak referandumlara sadece ilgili segmentin (mesela üniversitelerdeki türban tartışmaları için sadece üniversitelerde halihazırda okuyan veya üniversiteye gidecek kızların fikirlerine başvurulması gibi) katılması herkesin katılımından daha sağlıklı sonuçlar doğuracaktır. Ne zamanki sadece ülkemiz için değil dünyanın sosyal ilerlemesi kaba tabirle bireyi başkaları için de karar alabilme konusunda yeterli olgunluğa ulaştırır, o zaman hep birlikte referanduma katılırız. Önerim, eğer kadınların giyeceği herhangi birşeyle (türban olur, başka birşey olur) ilgili bir referandum yapılacaksa buna erkeklerin baskı ve konuyla ilgili fikirlerinden uzak, hür iradeli kadınların katılmasıdır.

Share This Post

Yazar:

Ad Lucem Didamangisa´da 21 yazıya sahip .


1 Bu yazı için yapılan yorumlar.

  1. son goku:

    aydınlatıcı yazı için eline sağlık..
    önemsiz: “en ideal” yanlış bir ifade.

Yorumunuzu Yazınız.