
Babil’den Dragomanlara (From Babel To Dragomans), İslam ve Orta Doğu tarihi alanlarında uzman ve halihazırda Princeton Üniversitesi Yakın Doğu Araştırmaları Bölümü’nde emeritus profesör olan Bernard Lewis’in makale ve bildirilerinden yapılan bir derleme. Kitapta dil, tarih ve toplum eksenlerinde Ortadoğu ve Doğu-Batı ilişkileri ele alınıyor. Her bölümü 5 ila 25 sayfa arasında değişen uzunluklarda 51 bölümden oluşan kitabın, Kapı Yayınları’nca yapılan ilk baskısının tarihi Ocak 2008. Babil’den Dragomanlara’nın çevirisi Ebru Kılıç tarafından yapılmış. 728 sayfa ve 18 YTL.
| Babil’den Dragomanlara Bernard Lewis |
Kitabın arka kapağındaki, Bernard Lewis’in sözlerini de içeren tanıtım yazısı ve kitap hakkında, tarihçi Mehmet Ali Gökaçtı’nın, 7 Mart 2008 tarihli Radikal Kitap ekinde yayımlanan yazısı sırasıyla şöyle:
“Bu kitaptaki makalelerin hepsi şu ya da bu biçimde tarihle ilgilidir. Makaleleri başlıca üç grupta topluyorum: Geçmiş tarih hakkındaki makaleler, bugünkü tarih hakkındaki makaleler ve genel olarak tarih hakkındaki makaleler. Açıkçası birinci ve ikinci grubun örtüştüğü söylenebilir. Ben, ikinci kategoriyi, güncel tarihi, olaylar ya da süreçler olup biterken devam eden tartışmalarla sınırlı tutmaya çalıştım. Üçüncü gruptaki makalelerde ise tarihçinin işleri ve görevleri değerlendirilmekte, özellikle de bölgenin içinden ve dışından olanlar açısından Ortadoğu’nun tarihini yazmaya özgü sorunlar ele alınmaktadır.”
Bernard Lewis’in dillerdeki değişimle toplumsal yapıların değişimi arasında kurduğu bağ, “dil”, “tarih”, “toplum” kavramlarını yeniden gözden geçirmemizi sağlıyor. Bu kitap, Doğu’dan Batı’ya dille taşınan kültür öğelerinin dünya tarihindeki ve uygarlığındaki yerini kavramak için çaba göstermek gerektiğinin altını çiziyor.
Hassas Konulara Değinirken…
Bernard Lewis’in son elli yılda kaleme aldığı ve farklı mecralarda yayımlanmış makalelerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulan bu kitap üzerine yorum yapmadan önce iki noktaya açıklık getirmek gerekecek diye düşünüyoruz. Birincisi kitabın boyutunun okuyucunun gözünü korkutmaması gerektiği noktasında olacak. Her ne kadar 728 sayfalık bir kitabı okumak her babayiğidin harcı değilse de, kitabın birbirinden önemli ve ilginç pek çok konuya, hem de Bernard Lewis gibi alanının en yetkin isimlerinden birisinin kaleminden değiniyor olması elimizdeki kitabın önemini artıran bir unsur oluyor.
Kitaba yönelik dikkat çekilmesi gereken ikinci husus ise doğrudan doğruya adıyla ilgili olacak. Kitapla kitapçının rafında ilk kez karşı karşıya gelen bir okuyucu için bu adın neyi çağrıştırdığına karar vermek zor görünebilir. Gerçi yazarı hakkında az çok bilgisi olanlar için kitabın nelerden bahsedeceğini tahmin edebilmek zor olmasa da, Babil’den Dragomanlara adının en azından ne tür bir kitapla karşı karşıya olunduğu konusunda kafalarda soru işaretleri uyandırmasını da normal karşılamak gerekecek. İnceleme-araştırma tarzı bir kitap mı? Yoksa deneme mi? Ya da bir roman mı, diyerekten.
Bu noktada kitabın adıyla içeriği arasındaki bağlantıya özellikle işaret etmek gerekecek. Bernard Lewis, elli bir adet makale ve bildirisinin bir araya getirdiği bu kitaba Babil’den Dragomanlara adını vermiş. İlk anda anlaşılması güç bir isim tercih edilmiş gibi görünse de, dillerdeki değişimlerle toplumsal yapılardaki dönüşüm arasında kurduğu bağlantı dolayısıyla böylesi bir isim elimizdeki kitaba uygun düşmüş.
Kültürel öğeleri taşıyan lisandır
Babil Kulesi, Tevrat’ın Tekvin bölümünde anlatıldığı üzere Babilliler tarafından görkemli kentlerinin başı göğe değen kulesi olarak yapılmıştı. Daha doğrusu yapılmaya uğraşılmıştı. Amaç bir anlamda Tanrı’yla yarışabilmekti. Bu metinde anlatıldığına göre Tanrı, işçilerin dillerini birbirlerini anlamayacak şekilde karıştırarak kulenin yapımını durdurmuş ve insanların bir anlamda kendisine meydan okumasına izin vermemişti. Nitekim bu gelişme üzerine kule hiçbir zaman bitirilememiş ve insanlar konuştukları farklı dillerle dünyanın dört bir yanına dağılmışlardı.
Farklı etnisitelere ait insanların arasında dilden kaynaklanan bir anlaşmazlık ve dolayısıyla sorunlar her zaman mevcut olmuştu. Farklı dilleri konuşan insanlar birbirleriyle etkileşime geçmek istediklerindeyse bir aracıya yani tercümana ihtiyaçları olmuştu. Bu bağlamda Yunanca bir kökenden gelen Dragoman kelimesiyle tanımlanan çevirmenler devreye girmiş ve yaptıkları aracılıkla birbirlerini anlaması mümkün olmayan insanların ilişki kurmalarına vesile olmuşlardı.
Kimi zaman tercümanlar kimi zaman tüccarlar kimi zaman da maceraperest gezginler tarafından dünyanın bir ucundan ötekine taşınan sözcükler, Lewis’in de işaret ettiği gibi sadece bir dilin taşınması olarak kalmamıştı. Bu durum aynı zamanda taşınan kültürel öğeler vasıtasıyla dünya üzerindeki uygarlıkların oluşum süreçlerini anlamamıza ya da en azından bu sürecin nasıl işlediğini kavramamıza da katkı sağlamaktadır.
Makaleler, Bernard Lewis’in de belirttiği üzere üç grupta toplanıyor. Birinci gruptaki makaleler, doğrudan geçmiş tarihle ilgili makaleler. İkinci gruptakiler ise olaylar olup biterken süregelen tartışmalarla yani bir başka deyişle güncel tarihle ilgili makalelerden oluşuyor. Bu ilk iki grup yazarın da ifade ettiği gibi aslında birbiriyle örtüşerek ötekini tamamlıyor. Üçüncü grupta ise tarihçinin işlevi ve bu bağlamda görevleri ele alınıyor.
Batı ile Doğu’nun gerilimi
Elimizdeki hacimli kitap bu minval üzere şekillenirken bir yanda da okuyucuya Bernard Lewis’in akademik serüvenini ve yaklaşık yetmiş yıllık süreçte nelerle uğraşıp neleri yaptığını da ortaya koyuyor. Oryantalistlerin baktığından faklı bir gözle bakmaya çalışan ya da başka bir deyişle Doğu dünyasını içeriden okuyarak anlamaya çalışan Lewis’in geride kalan elli küsur yıllık zaman diliminde yazdığı makalelerinden ve bildirilerinden oluşan kitap, içerdiği konular itibarıyla Batı ve Doğu arasında sıcak temasın kurulduğu noktaları ve coğrafyaları ele alıyor.
Kimileri tarihin derinliklerinde kalmış ancak yansımaları itibarıyla bugün de varlığını sürdüren problemlere değinen makalenin yanı sıra kitapta güncel pek çok meseleyi ele alan makaleler de bulunuyor. Bu makalelerin hepsi içerik olaraksa biraz önce değindiğimiz üzere Doğu , daha açık bir ifadeyle İslam dünyasına yönelik meselelerden oluşuyor. Elbette Batı’lıların İslam dünyasıyla ilgili sorunlar yaşadıkları noktalara değinen ve bu konudaki belirsizlikleri ortadan kaldırma amacıyla hazırlanmış olan makaleler daha önce oryantalistler tarafından hazırlanmış benzer konulardaki çalışmalardan konulara yaklaşımı bağlamında farklılaşıyor. Bu farklılaşma öncelikle kesin yargılara anlayışından uzak kalma çabası olarak karşımıza çıkıyor. Lewis, makalelerinde mümkün olabildiğince empati yaparak meseleleri en azından karşı tarafın gözünden aks ettirmeye gayret ediyor.
İslam dünyası ve özellikle Osmanlı ile Modern Türkiye konularında yetkin bir isim olan ve yaptığı çalışmalarla bu alanda kendisine tartışmasız bir yer edinmiş olan Bernard Lewis, yine bilindiği üzere tartışmalara mevzu olmaktan kurtulamamış ve özellikle de muhafazakar çevreler tarafından oryantalistlerinkine benzer önyargılı ve taraflı düşüncelere sahip olmakla itham edilmiştir. Gerçekten böyle midir değil midir, bununla ilgili bir şey söylemek zor da olsa, en azından elimizdeki kitap itibarıyla böylesi bir durumun olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bunun ötesinde kitabın içeriğine baktığımızda geniş hacmiyle orantılı bir zenginliği içerdiğini mutlaka belirtmek gerekecek. Kitapta sözcüklerin zaman içinde farklı coğrafyalardaki yolculuklarının yansımalarından tutun da İslam hukukuna, Osmanlı arşivlerindeki belgelerin dünya tarihçiliğine sağlayacağı katkılardan İslam ve Batı arasındaki ilişkiye değinpek çok farklı konu ele alınıyor. Bunların yanı sıra Saddam’ın yönetim anlayışından Usame bin Ladin’in amacının ne olabileceğine oradan modern İsrail devletinin doğuş öyküsünden Pan-Arabizm’e değin güncelliği olan pek çok konuyu irdeleyen makaleler de kitapta yer alıyor.
Kitap bir anlamda eskilerin deyimiyle ismiyle müsemma dedikleri tarzda başlığıyla özdeşlik kurarak, okuyucuya Babil Kulesi misali büyük bir çeşitliliği ve zenginliği sunuyor. Ancak bir yanlış anlamaya sebebiyet vermemek adına kitaptaki Babil Kulesi misali oluşturulan bu zenginliğin makaleler itibarıyla birbirinden kopukluk oluşturmadığını tam tersine ortak bir payda etrafında bütüncül bir yapıyı içerdiğini de söyleyeyim.
Bu ortak payda ise, Bernard Lewis gibi uzman bir ismin kaleminden Doğu ile Batı arasında her zaman için hassasiyetler doğuran hatta gerilimler ve çatışmalar yaşanmasına sebep olan meselelerin bilimsel ve mümkün olduğunca soğukkanlı bir şekilde masaya yatırılarak incelenmeye ve anlaşılır kılınmaya çalışılmasından oluşuyor.
Mehmet Ali Gökaçtı


Yorumunuzu Yazınız.