RSS

Yerdeniz Öyküleri: Bir Uyarlama

Paz, Mar 16, 2008

Sinema

Tell a Friend

“Söz sessizlikte,
ışık karanlıkta,
yaşam ölürken;
bomboş gökyüzünde
uçarken parlar atmaca.”

İşte bu cümleyle başlıyor film, aynı kitap gibi. Önce siyah bir fon üzerinde, Japonca harfler, derken alt yazıda bu dizelerin görülmesiyle salonda bir heyecan… Üstelik söz konusu olan bir animasyon ve yönetmen de çizgi kültüründen yetişme oğul Miyazaki (Goro) olunca, merak da bir yandan bastırıyor. Sonra bir anda, kopan fırtına sahnesiyle, hareketli bir şekilde başlıyor bu canlandırma destan. İlk başta dikkati çeken, çizimlerin sadeliği. Ne fazla iddialı, ne de fazlaca naif. Japon animasyonu olmanın hakkını verir nitelikte belki de. Hatta görece basit kaçan karakterlerin içine yerleştiği kent ve doğa manzaraları çoğunlukla oldukça etkileyici. Özellikle de kimi zaman dikkati fazlaca çeken fırça darbeleriyle doğallık kazanan bu mekansal zenginlik, seyirciyi filmin atmosferine sokmakta başarılı bir rol oynamakta.Ancak değinilmesi gereken başka bir nokta var ki, filmin grafik anlamdaki başarısını, en azından Yerdeniz serisi hayranları bakımından, gölgeler nitelikte: Leguin’in hikayenin akıcılığı ve kullandığı alegoriler bakımından büyük önem taşıyan mekan betimlemeleri, çizim kalitesi sayesinde filme yansımış olsa da, senaryo kitapta anlatılandan oldukça uzak. Her ne kadar bu çok karakter ve çok mekanlı üçlemenin 115 dakikalık bir animasyona sığmasını beklemek yersiz de olsa, hikayeye daha sadık kalınması gerektiği kimi zaman belleklerde bir soru işareti yaratıyor. Ana karakterler, çoğunlukla Leguin’in kurgusu temel alınarak yansıtılmış, ancak birçok farklılık da dikkati çekiyor. Örneğin kitapta kendi topraklarından (Enlad) Başbüyücü Ged’e danışmak üzere Bilgeler Adası Roke’a gelen bir Prens Arren söz konusu iken, burada kara büyü etkisinde kendi asil babasını öldüren bir sürgün prensle karşılaşıyoruz. Böylece başka bir soru işareti de yaratılmış oluyor: Yerdeniz’de kralsızlığın yarattığı boşluk ve Arren’in (Lebannen) filmdeki bu yeni sürgündeki katil prens rolüyle, nasıl bu boşluğu doldurarak, birleştirici kral olacağı… Gerçekten de bütün bu “farklılıklar”, izleyicinin kafasında “uyarlama nedir?” sorusunun oluşmasına neden olacak kadar her geçen karede artıyor. Ancak yine de, en azından hikayenin ve dolayısıyla filmin de adını aldığı “Yerdeniz” kavramına daha sadık kalınsaymış diyor doğrusu kendine insan: Leguin’in köle ticaretinin yaygın olduğu, büyüye inancın kaybolduğu, pis ve kırmızı tonlarındaki şehirlerinden birisi ve onun biraz dışında yer alan bir köy filmin adeta tek mekanını oluştururken, deniz sanki unutuluyor… Dolayısıyla burada Yerdeniz’in sadece “Yer”i kendini biraz gösterirken, “Deniz”i gölgede kalıyor ve sınırsızlığın içindeki küçük bir ada, zihinlerde büyük bir kara parçasına dönüşüveriyor.Elbette ki, yönetmen Miyazaki’nin kitapta anlatılandan farklı bir dünya sunmayı bilerek tercih ettiği de bir gerçek. Sonuçta burada söz konusu olan, yazının başından beri değinilmiş olduğu gibi bir uyarlama. Dolayısıyla kısıtlı bir alanda, hikayeyi daha tutarlı bir şekilde aktarabilmek mümkün olduğundan, birtakım değişiklikler yoluyla anlatılmak istenenin özüne inilebiliyor. Belki de buradaki sorun, söz konusu olanın Yerdeniz gibi, olay yönü değil, alegorik ve mecazi yönü kuvvetli olan, düşünsel açıdan zengin bir hikaye olması. Hatta Miyazaki, “mutluluğun resmini” çizmekte zorlanıyor denilse, yanlış da olmayacak…

Share This Post

Yazar:

AliDostoglu Didamangisa´da 2 yazıya sahip .


Yorumunuzu Yazınız.