AKP’nin kapatılmasıyla ilgili dava süreci, “seçimden darbeye” her türlü senaryonun konuşulmaya başladığı Türkiye’nin onca reformist adım ve demokratikleşme uğraşından sonra, AB liginden bir kez daha savrulmasına ortam hazırlayacak “ara rejim” döneminin başlangıcı olarak görülebilir mi?
Mümkündür.
Başsavcı’nın “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmakla suçladığı” AKP iktidarı, yargı yoluyla iktidardan uzaklaştırılır, Erdoğan ve hükümet üyeleri 5 yıl süreyle siyasetten yasaklanırsa belki bir süre “İran sendromu”nu aşmış olacağız. Ancak bu defa da Pervez Müşerref’in Pakistan’ına benzeme riskiyle karşı karşıya kalacağız.
1960’tan bu yana siyasi iktidarların “ihtilal” ile devrilme geleneğinin hayli güçlü olduğu ülkemizde, 14 Mart tarihi itibariyle gözlenen gelişmeler son olarak 28 Şubat’ta yaşanan “postmodern darbe” ortamına yeniden girildiği kuşkusunu doğurmakta.
Ankara kulislerinde pek çok senaryo tartışılıyor:
AKP kapatılır ve “iktidarı düşürecek” sayıda milletvekilinin üyeliği düşürülürse hemen seçime gitmek yerine “laiklik”le sorunu olmayan bir hükümet oluşumuyla yola devam edileceği öne sürülmekte. AKP’yi “bölme” senaryosunda adı geçen isimlerin başında 22 Temmuz seçimlerine girmeyen eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener bulunuyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu da güçlü bir alternatif.
2007 seçimleriyle oluşan parlamentonun henüz sekizinci ayı dolmadan bu tartışmalara sürüklenmesi kaygı vericidir. Elbette gelinen noktada AKP’nin de hataları oldu. Cumhurbaşkanlığı seçiminde “uzlaşma” arayabilirlerdi. Gül’ün Çankaya ısrarı, Tayyip Erdoğan’ın “düşük profilli aday” çıkarma olanağını kısıtladı. İlginçtir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, AKP’yi kapatma davasında “seçilmiş Cumhurbaşkanı”nı da 5 yıllık siyaset yasağına dahil etmeye çalışarak, Erdoğan’ın yerine partinin başına geçmesine engel olmaya çalışıyor. Bu denli ayrıntılı hesapların yapıldığı bir dava girişimi Başsavcı’nın “şahsi meselesi” şeklinde görülemez. Sezer’den sonra 11. Cumhurbaşkanı’nın seçimi tartışmalarında eski Başsavcı Sabih Kanadoğlu’nun “367 uyarısı” gündeme geldiğinde AKP buna ihtimal bile vermemişti. Genelkurmay’ın 27 Nisan’daki “e-muhtıra”sı ardından Anayasa Mahkemesi’nin kararı da Kanadoğlu’nun yorumladığı yönde çıktı.
Türbanla ilgili anayasa değişikliği AKP’yi bir anda “kapatılacak parti” konumuna düşürdü.
Partiler mezarlığına dönen ülkede demokrasiyi nasıl yaşatacağız?
Hata yapan partiler bunun bedelini sandıkta ödemeli. Pakistan gibi olmayalım!
DERYA SAZAK-MİLLİYET

Yorumunuzu Yazınız.