RSS

Cumhuriyet Gazetesi ve İlhan Selçuk’un Sorgulanması

Pts, Mar 24, 2008

Yorum

Tell a Friend

Cumhuriyet Gazetesi AK Parti’nin kurulduğu günden bu yana “Cumhuriyet Muhafızı” kisvesini giyiyor. Daha öncesinde Fethullah Gülen ve Cemaatine karşı teyakkuz halinde bulunan gazetenin hiç bu kadar şiddetli muhalefet yaptığı görülmemiş(Ötekiler, Haluk Şahin). Doğru, yanlış AK Parti’nin yaptığı her şeyi eleştirmek, savunulan fikirlerin doğruluk paylarını da zedeliyor. Muhalefet gereklidir, terakki kaynağıdır fakat bazı hususlarda Cumhuriyet Gazetesinin hatalarının olduğunu düşünüyorum. Özellikle hitabet konusunda. Cumhuriyet Gazetesi gibi köklü bir gazetenin manşetinde “dinciler şöyle, dinciler böyle” yazısı bende hiç de iyi bir intiba bırakmıyor. Her gazetenin genel konsept itibariyle bir duruşu, görüşü olması makul hatta gerekli. Fakat hiçbir gazete mekanizması, karşı olduğu görüşü kötü olarak eleştirmek suretiyle yazılarını bu derece kısıtlamamalı. En azından bağnazlığa karşı bağnazlık yapmamalı. Bu okuyucuları hem uzlaşı sahasından hem de münevver mertebesinden uzaklaştırır. Gerçi yine de seviliyor Cumhuriyet Gazetesi.

Bülbül hep aynı şarkıyı söylediği için mi, ona böylesine hayranlık duyarız.”*

İlhan Selçuk, önemli yazarlarımızdan birisi. 80 yaşındaki değerli yazarımızı takriben 4 sularında sorguya götürmek, hem İlhan Selçuk’a hem de bize yapılan çok büyük bir hakaret. Bu hakaretin altından neler çıkacak bilemiyorum fakat söylentilere göre Fethullah Gülen Cemaati mensubu polislerin bu işte parmağı var. Her zaman dikkat ettiğimiz gibi spekülasyona mahal vermemek lazım ama Fethullah Gülen ve AK Parti’nin dolaylı ya da dolaysız bir ilişkisi olduğunu biliyoruz. Hatta İddianame’de geçen bir madde var; Abdullah Gül Dışişleri Bakanıyken, talimatıyla yurtdışındaki Fethullah Gülen okullarına devlet adıyla yardım yapıldı. Bu yardımın nitelik olarak doğru mu yanlış mı olduğunu tartışmıyorum ama bir ilişkinin mevcudiyetini kanıtlıyor. Diğer taraftan İlhan Selçuk’un Ergenekon davası ile nasıl bir ilgisi olabilir, büyük ihtimalle onu da ilerleyen günlerde göreceğiz, şimdilik net bir bilgi yok.

Bir de işin iyi tarafından bakmak lazım. Magduriyyet edebiyatıyla bugünlere gelen AK Parti’nin en azılı eleştirmenlerinden biri mağdur duruma düştü. Bir halk deyişi vardır: “Halkı rencide eden alemde, kendi rencide olur son demde.” Belki AK Partiye duyulan sempati azalır, azalsın mı ki?:).

*R. Bresson, Sinematograf Üzerine Notlar, s.89

Share This Post
,

Yazar:

meftare Didamangisa´da 182 yazıya sahip .


6 Bu yazı için yapılan yorumlar.

  1. mavi...:

    şüphesiz dünya değişiyor ve herkes kendine düşen payı alıyor küçük büyük.

    Engin Ardıç’ın müthiş bir deyimi var: “çünkü herşey ve herkes değişir. bu evrende değişmeme özelliği yalnızca iki varlığa özgüdür: tanrı ve ilhan selçuk. ” ( alıntı: ekşisozluk )

    İlhan Selçuk, pek de değiştirmediği ( ve geliştirmediği ) fikirleri dolayısıyla geçmişte komunist olmakla, bugün ise faşist olmakla itham ediliyor. İlhan Selçuk’un AKP iktidarı sonra sertleştigini dusunenler, İlhan Selçuk’un özellikle 12 Mart oncesi süreçte benzer bir üslubu İmam-Hatip okulları için kullandığını görmeliler.

    ve tabi “işin iyi yanını görmek” için 83 yaşındaki bir adamın saat 04.30da tutuklanmasını beklemişsek, vah ki vah halimize…

  2. meftare:

    Yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için şunu da eklemek lazım. İlk paragraf İlhan Selçuk’la dolaylı olarak ilintilidir. İlk paragraf sadece Cumhuriyet Gazetesi’nin tutumuna atfen yazıldı.

  3. mavi...:

    cumhuriyet gazetesinin 90ların başından itibaren çizgisini değiştirdiği doğrudur.

    bu noktada temel etken, 1991 senesinde liberal yazarların bir daha gazeteye uğramamak üzere ayrılmasıdır. ( tasfiye? )

    bir başka neden, gazetede iplerin tamamen İlhan Selçuk’un eline geçmesidir.

  4. meftare:

    Madem bu konuya girdik biraz açalım.

    91′den önce Cumhuriyet Gazetesinde iki kutup vardı. Bir tarafta Hasan Cemal, Oktay Gönensin ve Emine Uşaklıgil gibi isimler diğer tarafta da İlhan Selçuk, Uğur Mumcu, Oktay Akbal ve Ali Sirmen gibi kemalist yazarlar grubu. İlk başlarda bu iki kutup’un aynı gazetede olması tirajlara iyi yansımış. Cumhuriyet Gazetesi 120.000 dolayında satmaya başlamış. Taa ki çok liberal görünen Osman Ulugay’ın SHP-DYP koalisyonu yerine ANAP-DYP koalisyonunu daha uygun gördüğünü yazana kadar. Bu yazı İlhan Selçuk tarafından protesto edildi ve tam anlamıyla gazete ikiye bölündü. İdari bölümde bulunan Hasan Cemal, Ulugay’ın yazısına arka çıkınca İlhan Selçuk ve beraberinde onlarca insan gazeteden istifa etti. Hasan Cemal bu olayı Cumhuriyet Gazetesi’nin yeniden doğuşu olarak niteledi ve hareket geçti. Gazetede çalışan ama bir köşesi bulunmayan şu an Zaman Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapan Şahin Alpay yazı yazmaya başladı. Aynı şekilde Turan Alkan ve Murat Belge gazeteye çağrıldı. Bu süre zarfında İlhan Selçuk, Uğur Mumcu ve ekibi Cumhuriyet’i okumuyorum, okutmuyorum sloganıyla yürüyüşler düzenlediler. Akabinde Cumhuriyet’in tirajı üçte birine indi ve Hasan Cemal gazeteden ayrılıp sabah gazetesine geçti. Sonrası malum.

  5. mavi...:

    Osman Ulugay olayı bardaktan taşan son damla gibi. Hasan Cemal’in “Cumhuriyet’i çok sevmiştim.” adlı kitabından yola çıkarsak, böyle bir hesaplaşma için hazırlık yaptığını görüyoruz. Öncesinde yaşanan benzer gerilimler ( Oktay Akbal’ın Orhan Pamuk’un güneydoğu yazı dizisine gösterdiği tepki vs. ) olayları bu noktaya taşımış.

    Başka güçlü bir etken ise, yöneticilik vasfı yazarlık vasfından daha iyi olan Nadir Nadi’nin ( İlhan Selçuk’tan önceki başyazar ) vefatı. Bu da Hasan Cemal ve İlhan Selçuk arasındaki dengenin bozulmasına neden olmuş.

    Burada enteresan olan nokta, Cumhuriyet’in liberal kutbu olarak adlandırılabilecek isimlerinin bizzat İlhan Selçuk tarafından yetiştirilmiş, gazeteye adapte edilmiş olmalarıdır. ( Bahsi geçen liberal isimler dışında Yasemin Çongar, Sedat Ergin, Yalçın Doğan, Cengiz Çandar… ) Bu insanların düşüncelerindeki değişimlerin İlhan Selçuk’ta büyük bir hayal kırıklığı yarattığını düşünüyorum ve bu yazılarındaki agresif tavrın bir nedeni olabilir.

    (Yazdıkça yazasım geliyor…)

    Cumhuriyet’ten İlhan Selçuk’a dönecek olursak, eşi Handan Selçuk’un vefatının da İlhan Selçuk’un bugünki tavrında önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü dönemine ilişkin anılardan anlıyoruz ki Handan Hanım’ın İlhan Selçuk üzerinde yatıştırıcı ve kontrol edici bir güç sahibi olduğu izlenimi edinilebilir.

    Son olarak, Okay Gönensin ve Hasan Cemal görüşlerine katılmadığım ancak gazeteciliklerine derin hayranlık beslediğim iki portre. Okay Gönensin’in “Yeni Yüzyıl”ı Türkiye gazeteciliği için pırıl pırıl bir sayfaydı. Holdinglerin kurbanı oldu. Aynı şekilde Hasan Cemal’in gözlemlerine dayandırdığı yazı dizilerinin Türkiye’de pek benzeri yok.

    Bugün Cumhuriyet Gazetesinin eksiği de bu zaten, Sedat Ergin gibi bir yayın yönetmenleri, Yasemin Çongar gibi bir dış temsilcileri yok. Yazarlar üzerinden bir yayın politikası izliyorlar. Ben İbrahim Yıldız’ın ( G.Y.Y ) yerinde olsam, İlhan Selçuk sonrası Cumhuriyet’i üzerine düşünürdüm.

  6. meftare:

    Yorumlarla beraber çok güzel bir kaynak oldu. Aslında biri toparlasa hepsini güzel olurmuş.

Yorumunuzu Yazınız.