RSS

Belgesel Gösterimleri

Çar, Mar 26, 2008

Konferanslar, Seminerler

Tell a Friend

Boğaziçi Üniversitesi’nde HTR312 (History of the Turkish Republic) dersi kapsamında bir takım belgesel gösterimleri yapılmakta, haberiniz olsun. Bu bir, artık yaşını başını almış profesörler tarafından değil de, daha yeni yeni doktora mevzularıyla uğraşan öğretim görevlileri tarafından düzenlenen aktiviteler zinciri. İki haftada bir oluyor bu gösterimler, öyle hınca hınç bir katılım da söz konusu değil. Rahat, geniş de koltuklar var. E önemli de belgeseller. Aslında dönem başında başlayan bu gösterimlerde şimdiye kadar ‘Köy Enstitüleri’, ‘Karadeniz: Seyr-i Türkiye’ ve ‘Dersim 38’’ belgesellerini izleme imkanı bulduk. Daha önce haber vermediğim için büyük üzüntü içerisindeyim. Köy Enstitüleri Belgeseli’ni bilhassa tavsiye ediyorum. Bazı belgeseller çok uzun oldukları için sığıştırılabildikleri kadarını izleyeceğiz. Tamamını edinmek de mümkün olsa gerek, tabi kaçırılan belgeselleri de. Tarihleri ve yerleri aşağıda belirtiyorum.

Demirkırat Belgeseli

3 Nisan 2008 Perşembe 17:00-19:00 İbrahim Bodur Salonu

4 Nisan 2008 Cuma 14:00-17:00 Demir Demirgil Salonu

Unutulmayanİki Gün: 6-7 Eylül

17 Nisan 2008 Perşembe 17:00-19:00 İbrahim Bodur Salonu

18 Nisan 2008 Cuma 14:00-17:00 Turgut Noyan Salonu

Behice Boran: Son Nefesine Kadar

8 Mayıs 2008 Perşembe 17:00-19:00 Demir Demirgil Salonu

9 Mayıs 2008 Cuma 14:00-17:00 Demir Demirgil Salonu

12 Eylül Belgeseli

22 Mayıs 2008 Perşembe 17:00-19:00 İbrahim Bodur Salonu

23 Mayıs 2008 Cuma 14:00-17:00 Demir Demirgil Salonu

Mekan açıklamaları:

İbrahim Bodur Salonu: Natuk Birkan Binası, Güney Kampüs

Demir Demirgil Salonu: Öğrenci Faaliyetleri Binası, Güney Kampüs

Turgut Noyan Salonu: Eğitim Teknolojileri Binası, Kuzey Kampüs

Share This Post

Yazar:

sofarsogood Didamangisa´da 2 yazıya sahip .


4 Bu yazı için yapılan yorumlar.

  1. meftare:

    Demirkırat belgeseline geliyorum. Yakın tarihin dinlenmesi en keyifli bölümünü anlatıyormuş(yeni öğrendim). Bu arada Dersim 38′i biraz açsan, neler konuşuldu, şöyle bir iki paragraf çok güzel olur.

    Bu arada kimse söylemedi hediyeye de ortak olduğunu, çok teşekkür ederim:)

  2. sofarsogood:

    ‘Gerçeğin üzerindeki örtüyü kaldırmalı sözlerimiz…’

    Şimdi ben biraz bahsedeyim ama bizzat izlenmesi en güzeli olur, çünkü belki ben çok taraflı izlemişimdir vs.

    Anlaşıldığı üzere belgesel Dersim’de 1938 yılında yaşanan tatsız olaylardan bahsediyor. Bir takım araştırmacılar, profesörler ve olaya şahit olmuş insanların anlattıklarıyla ilerliyor konu; tabi belgelerin bir sunumu şeklinde. Hiçbir belgesel tarafsız olamayacağından mütevellit bu belgesel de biraz taraf ve izlerken siz de taraf olma durumunda hissediyorsunuz kendinizi. Türk olduğunuzdan ötürü ‘ama’larla bir vicdan sorgulaması girişimleriniz oluyor; öte yandan ‘insan’ olduğunuzdan ötürü yaşananlara kayıtsız kalamayacağınız yer ediyor aklınızda. Sonunda ise kendinizi ‘tedip ve tenkil (edep, had bildirmek)’ politikalarıyla hareket eden devletin yerine koyup soruyorsunuz kendinize: “Ulus devlet inşaası bu mudur?…”

    Bir takım tarihçiler tarafından soykırım diye nitelendiriliyor yaşananlar. (80bin ölüden bahsediliyor.) Bir tarafta ‘ulus devlet’ yaratma çabasında ve bu yolda pürüzleri sindirmeye çalışan yeni kurulmuş bir cumhuriyet devleti var, öte yanda da devletten şimdiye kadar haberi olmamış, devleti yapıcı bir yardım eli olarak ummuş fakat karşılığında yıkıcı bir merci bulmuş, Kürt kimliğini korumaya çalıştıkça katledilmiş bir halk var.

    Belgeselin başında bir beyamca ağlamaklı ‘anlatırım ama hele bi sen kamerayı kapat evladım’ gibi bir şey diyor. Ki muhtemelen anlatacakları belgeselin ileri safhalarında şahit olduklarımızdan farklı değil. Hala bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti korkusu var bu olayı yaşamış fakat sağ kalmayı başarabilmiş olanlarda. Haksız olmadıklarını da anlıyoruz izlemeyi sürdürdükçe. Munzur’un üzeri ceset kaplıymış diyorlar, ben bu kadar çok ölüyü bir arada tasavvur edemiyorum, olmuyor. Bir teyze de ağlayarak “Gavur bile ağlardı halimize” diyor…

    Devlet (CHP) şimdiye değin köylere ulaşamadığı için bir yol, köprü yapma girişimleri içerisinde ve oralara karakollar inşa etmeye başlıyor ama orada zaten bir süregelmiş oluşum var; aşiretler var. Oradaki insanların kendi kurdukları yerleşim ve güvenlik planları var. Dolayısıyla, buralara yeni bir otorite olarak uzanmaya çalışan müdaheleci bir devlet (aşiret resileri için) bir gerginlik yaratıyor. Seyit Ali gibi insanlar tarafından bir takım isyanlar tertipleniyor. Olayların başlangıcı ise belgeselde, bir askerin (rütbesini hatırlamıyorum ama er değil) bir köylünün karısına sarkıntılık etmesi olarak anlatılmış (araştırması bize kalmış) ama neyin başlattığının da bir önemi kalmıyor biz Metin, Kemal Kahraman kardeşlerin ezgileriyle olaylara kendimizi dahil ederken.
    O zaman çocuk olan ve şehire götürülen bir tanığın dediğine göre aileleri katledilen çocuklar eğitilip Türk ailelere veriliyor ve devletin ‘devlet bize okul verdi, yemek verdi, yol verdi’ yönü yolda dile getirtiliniyor. Bir Türkleşme ve kabulleniş süreci başlamış oluyor.

    Olay dönemin basınında, köylüye medeniyet götürmeye çalışan devletin cahil köylü tarafından nasıl karşılandığı olarak yer alıyor. Hatta ayaklanma çıkardıkları için gerçekleştirilen Seyit Rıza ile birlikte altı kişinin idamlarından da zafer edasıyla bahsediliyor.

    Dönemin adalet bakanının şuna benzer bir söylemine de yer veriliyor belgeselde: ‘Saf Türk olmayanlara bu ülkede ancak hizmetçi ve köle olma hakkı düşer.’

    İki bekasını korumak isteyen (aşiretler ve T.C. devleti) yapının arasında sıkışıp kalmış, yok edilmiş bir halk. Böyle mi olması gerekirdi? Bu gibi bir durumda gereklilikten söz edilebilir mi? “Gavur bile ağlardı halimize…”

    “Tarihin altında kalanlara, tarihi altüst edenlere…” diye belgeselin başlangıcıyla bitireyim yazıyı.

  3. meftare:

    Bence sen bu yorumu siteye yazı olarak da koy.

  4. sofarsogood:

    ehemm, evet bir iki paragraftan uzun olmuş doğrusu! :)

Yorumunuzu Yazınız.