RSS

Çekirge

Sal, Nis 1, 2008

Yorum

Tell a Friend

Hayatın gelgitlerine kapıldın mı bitmişsindir. Ne geri gelmek vardır sevdalarından, ne de gidebilirsin uzaklara. Kendi yarattığını düşündüğün girdaplarında dönelirsin. Bundan sonrası onaltı yaşındaki bir çocuğun “ben hayatı çözdüm”cülüğüdür. Başarılar dilerim…

Kafa sallamak korkaklıktır. İnsanlarda şu “beş ne bir ka” sorgulamacılığının olmaması beni şaşırtıyor. Aslında burada “insanların böyle davranmamasına şaşmamalı” ukalalığı da yapabilirim ancak bunu hayatının sırrını çözme arayışlarında olanlara bırakmak lazım. Madem ortak atadan geliyoruz hiç değilse düşsel anlamda bir ortak nokta yakalamalıyım yanımdakilerle. Sevgilimin her dediğime “haklısın aşkım” demesini istemiyorum hayır.

Kendi ilerlemeciliklerini atasözleri ve deyimler kılavuzuna göre şekillendirenler tam gülümsemelik. Sürüden ayrılanı kurt yaparmış. Kapacaktır evet, siz ellerinizde kılavuzlarınızla sürüleşedurun, sıra mutlaka size gelecek: Siz mesela sürüden hep birlikte ayrılmayı deneseniz, kurtlarla hep beraber savaşsanız ne hoş olurdu. En azından sosyoloji öğrencileri ortalama üç dersin birinde hocalarından aslan-geyik masalını dinlemezlerdi. Sosyologlar mecburen geliştirmek zorunda kalırdı kendini. Belki sonra siz de göl yaratma adına damlaların düşüşü seyretmek yerine taşıma su işine girerdiniz?

Türk popundaki Sezencilik ile Cumhuriyet gazetesindeki İlhan Abicilik arasında zerre fark yok. Her ikisi de “cilik”lerini kaybettikten sonra ne yapacak merak ediyorum. Sezen’den şarkı alınca iyi güzel satıyorsun da sevgili sanatçı adayı, bir gün göçünce ne yapacaksın? Ya da sevgili büyük yazar adayı Cumhuriyet’teki, İlhan Abi göçünce bir iki hafta ona methiyeler düzerek dolduracaksın köşeni. Sonra?

Bizim topluma mı özgü bilmiyorum, ezbere davranmak diz boyu, sosyal yaşam olgusunu tersinden algılamışız. Sosyal hayatı, birlikte yaşamacılığı oluşturan en önemli faktör “insan”dır. Bir sosyal topluluğunu biçemini ve üslubunu o topluluğu oluşturan insanlar yaratır. Hayır, biz de tam tersi, bulunduğumuz sosyal ortama göre şekilden şekile giriyoruz. Bunun adını da sempatik bir tavırla “her ortama ayak uydurabilme” koyuyoruz. Sonra da içki masalarında ne olacak bu memleketin hali. Sosyal adamdan korkmak lazım.

Türk yazını bugün “damsız girilmez edebiyatçılığı”na dönüştü. Birkaç izole kalem dışında herkes kendi libidosunu sayfalara akıtma telaşında. Tamam, kadın memesine vatanı satıyorsun, be adam görmüyor musun, bu vatan seni bir revolver mermisine sattı satacak. Hey, acaba Remzi Kitabevi’ne girişteki en çok satan 20 rafına girme savaşı vermeyen edebiyatçı, ya da kalem emekçisi var mı? Varsanız eğer, küskünlüklerinizi bıraksanız da bir çıksanız meydana.

Ülkeye gazeteciliği getirenler bürokratlar olduğu için bugün, hükümete yakın durma savaşları veren nur topu gibi Genel Yayın Yönetmenlerimiz var. Türkiye’de gazeteciliğin geleceğine dair ancak Başbakan ya da Cumhurbaşkanı’nın herhangi bir dış gezisinde Genel Yayın Yönetmeni yerine dış temsilci görürsem umut taşıyabilirim. Geçtim Washington Post, Sunday Times vesaire, ülkemize yabancı bir yayın yönetmeni geldiğini gördünüz mü? Peki, bunun olmasını normal karşılıyorsunuz, siyasetçi sözcülüğü yapan yazarlarımız da mı normal? Mesela Yavuz Donat, Demirel vefat edince bir gün ne yapacak? Ya da Fikret Bila bu ülke sosyal demokrat ya da ortanın solcusu kalmayınca ne yazacak? Fehmi Koru şimdilik iyi gidiyor. Olur da AKP kapatılırsa vah haline.

Şunun şurasında bir avuç insan, sevgilisi terk ettikten sonra kendini ağlaklığa veren şendullar gibiyiz. Foseptik çukuruna düşüp ölen çocukların ülkesinde, şu güzelim İstanbul’u en güzel anlatanlardan bir şairin belediye çukuruna düştükten sonra öldüğünden bihaber, ata tecavüz eden makina mühendislerine gülüyoruz. Ötekilerimiz ise hayvanın yanına gidip tecavüz eden adına özür dilemek ile meşgul. Öylesine perişan bir durum ki herkes bir adım geri atsın nutuklarından geçilmiyor ortalık. Ah be güzelim, insanlar öne doğru adım atmaktan aciz, nereye atacaklar geri adımlarını?

Share This Post

Yazar:

mavi... Didamangisa´da 9 yazıya sahip .


3 Bu yazı için yapılan yorumlar.

  1. asorkac:

    editörün notu: biçem ve üslup sözcüklerini eşanlamlı olarak düşünmedim de, yazınsal (biçem) ve günlük (üslup) anlamlarıyla ayrı ayrı kullandığınızı düşündüm, tersi durumunda düzeltin… (:

  2. asorkac:

    Yazıların sorunları hep aynı mı oluyor yoksa, bana mı öyle geliyor bilemiyorum. Yalnız durumu ortaya koymadaki başarılarımızı hiç mi gösteremiyoruz sorunu çözmede? Farkındalık doğaldır ki önemli ama eh farkında olduğumuzda yanlışı değiştirme isteği yok mu? Yoksa yanlış mı değil?

    Sözün özü şudur ki durum ortaya güzel koyulmuş olabilir, ancak çözüm önerisi getirilmedikçe hiçbir yere varamayacağımızı düşünüyorum. İnsanlar çözümü düşünüp de bulsunlar bahanesine de başvurmak doğru değil kanımca.

    Laf çok, icraat yok derler ya ondan bir parça gibi, sanki, hani, öyle…

  3. mavi...:

    farkındasızlık içinde debelenen eylemcilerin ülkesinde, bir şeylere ters taraftan yaklaşmayı deniyorum / şimdilik tek silahim klavye tuşları sanal alemlerde /

    çözüm önerileri ve çözüm eylemlerim bu satırlara sığmayacak kadar büyük.. / bir yerlerde bir şeyler yapıyorum yine de…

Yorumunuzu Yazınız.