RSS

Anlamak…

Çar, Nis 30, 2008

Deneme

Tell a Friend

“Seni anlıyorum; ve bence bu konuda kesinlikle haklısın.”

“Seni anlamaya çalışıyorum; fakat şu noktada hala hatalı olduğunu düşünüyorum.”

“Üzgünüm; ama seni anlayamıyorum. Bunu nasıl yapabildin?”

Sosyal ilişkilerimiz bir bakıma birilerini anlamak ya da anlayamamak üzerine kuruluyken, arada bir dönüp kendimizi ne kadar anlayabiliyoruz diye de bakmak gerek. “Hayatta yapmam.” dediğimiz şeyleri hangi sıklıkta yaptığımız da belki buna biraz paralel.

İnsan doğası gereği yüzü diğerlerine dönüktür. Peki kendimizi görebilmek için ne yapıyoruz? Sadece aynada değil, diğer insanların gözlerinde de kendimizi ne kadar görebiliyoruz?

Sorun, sadece kendimizi yeteri kadar görememekle alakalı değil aslında; aynı zamanda kendimizi nasıl gördüğümüzle de alakalı. Bugünün dünyasında insan en az kendine zaman ayırıyor belki de; ve ne yazık ki, kendine ayırdığı zamanlarda da oldukça bencil oluyor genelde.

Kendimizi tanımlarken ileriye değil de geçmişe dönük bir değerlendirmeyle, neyi neden yaptığımıza dayalı bir söylem oluşturabilirsek, belki kendimizi anlamak yolunda da daha iyi bir duruma gelebiliriz. O zaman ne diğer insanları anlamaya çalışmak gibi bir derdimiz olur, ne de kendimizi diğer insanlara anlatmak gibi bir derdimiz…

Anlamak…

Anla…

An…

Share This Post

Yazar:

beyazintonlari Didamangisa´da 1 yazıya sahip .


8 Bu yazı için yapılan yorumlar.

  1. mavi...:

    insanın diğer’e olan ilgisi ya da tepkisi tamamen kendisindendir. egosu gereği kendini anlayıp anlamaması önemli değildir. sosyal-maddi gücü insanın kendine biçtiği değil, diğer’in biçtiği kıyafetten gelir.

    insan kendini tanımlarken geçmişe döndüğü an dipsiz bir rüyanın içinde dönelmeye başlar, çünkü geçmiş yoruma açıktır ve o an yorum hakkı geçmişe sahip olandadır. gerçek bir tanımlama insanın gelecekten ama sadece gelecekten bahsetmesi ile mümkündür. insanin kıyafetini işte o zaman anlaşılır.

  2. beyazintonlari:

    Her şeyden evvel bu yazının bir deneme olmasına dikkat çekerim.
    “insanın diğer’e olan ilgisi ya da tepkisi tamamen kendisindendir. egosu gereği kendini anlayıp anlamaması önemli değildir. sosyal-maddi gücü insanın kendine biçtiği değil, diğer’in biçtiği kıyafetten gelir.”
    Burda bir yanlış anlaşılma var sanıyorum. Konunun egoyla bir alakası şu aşamada yok; çünkü ben şunu iddia etmiyorum: insan diğerlerine verdiği tepkileri etkileyen faktörler dışsaldır. Evet insan egosu gereği belki de, kendini anlamlandırmaya çalışmaz. Ben bu noktada sadece yanlış yaptığımızı söylüyorum. Her şeyden önce kendimizi anlamlandırmalıyız kendimizice.
    “insan kendini tanımlarken geçmişe döndüğü an dipsiz bir rüyanın içinde dönelmeye başlar, çünkü geçmiş yoruma açıktır ve o an yorum hakkı geçmişe sahip olandadır. gerçek bir tanımlama insanın gelecekten ama sadece gelecekten bahsetmesi ile mümkündür. insanin kıyafetini işte o zaman anlaşılır.”
    Buna katılmıyorum; çünkü geçmişe bakmak orada gömülmeyi gerektirmez. Gelecek elimizde olmayan bir şeydir ve kimse elinde olmayan şeylere dair kesin konuşamaz, deterministler bile… Bunun nedeni de sanırım gayet açık. O nedenle yalnızca sahip olduklarmıza dayanarak bugünü anlamlandırabilir ve ancak bu şekilde geleceğe temel kurabiliriz. Öteki türlü gelecekten bahsetmek hayalden öteye gidemez ki hayallerimiz var olan bizi deil olmak istediğimiz bizi tanımlar.
    Sevgiyle…

  3. mavi...:

    her şeyden önce bu ifadelerin bir yorum olmasına dikkat çekerim,

    insanın kendisini kendisince anlamlandıramayacağını ve bunun egodan kaynaklandığını düşünüyorum. “ego” ifadesinin kullanımı bu yolla olmuştur. Konunun ego ile alakası yoktur ama benim yorumum direk ego ile ilişkilidir.

    insanoğlunun genelinin sahip olduğu basit bir refleks, bu refleksin doğru bulunduğu anlamına gelmez. insanoğlu süregelen zamanda sahip olduğu pek çok refleks ya da içgüdüyü ayıplamıştır. bugünü geçmişten anlamlandırmak insanoğlunun bir refleksidir ve buna deterministler de sahiptir; ama deterministler bilirler ki bu sosyal bir yanlıştır ve bir insanın sosyal gerçekliği onun geçmişinde değil geleceğindedir.

    f.e.k: olmak istediğini yaşayamayanlar kendileri olamazlar…

  4. beyazintonlari:

    Hayat, sadece geçmiş değil tabii ki… Yazımda da belirttiğim gibi, anlamak an’dan gelir. An ise hayatın ta kendisidir.

    Kendin olmak, olmak istediğini yaşamaktır. Ya olmak istediğin nerde yaşamakta acaba?

  5. mavi...:

    an bütün zaman örgüsünden bağımsız bir yanılsamadır.

    bilinç ancak “süreç”i kavrar ve beyin buna göre çizer.

    an’ı yaşamak adına an’a teslim olanlar kendi dipsiz rüyalarında dönelirler… ( geçmişe dönenler )

    bir an için ömür verme*ye hazırdırlar….

    bağdatı fethetmek bağdattan daha güzeldir…

    insan olmak istediğine bir anda mı oluşuyor?

    yoksa bir sürecin apaçık sancılarının mı çocukları insan?

  6. beyazintonlari:

    An ve süreç…

    Akıp giden zamanı nasıl çözümlersen çözümle an be an yaşarsın.

    Dediklerinizin konu dışı olduğunu tekrar hatırlatmak isterim.

    Sevgiyle…

  7. mavi...:

    hayır, burada çelişkiler bulamacı içinden bir şeyleri net görmeye çalışıyorum sadece. isteğim bunları size de gösterebilmek…

    yazınızda yapılırsa iyi olurdu diye anlattıklarınızın insan doğasına aykırı olduğunu ifade etmeye çalışıyorum. sosyal hayat insanı nereye itelerse itelesin, insanın dönüp dolaşacağı yer bellidir.

    ve bu “süreç” hep devam edecektir.

    (u)mutlu kalın

  8. meftare:

    Sosyal ilişkilerimiz bir bakıma birilerini anlamak ya da anlayamamak üzerine kuruluyken, arada bir dönüp kendimizi ne kadar anlayabiliyoruz diye de bakmak gerek. “Hayatta yapmam.” dediğimiz şeyleri hangi sıklıkta yaptığımız da belki buna biraz paralel.

    Bu kısma ben de kesinlikle katılıyorum.

Yorumunuzu Yazınız.