RSS

Nuri Bilge Ceylan’dan Geriye

Per, May 29, 2008

Rastgele

Tell a Friend

Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’da en iyi yönetmen ödülünü almasıyla hepimiz büyük bir mutluluk yaşadık. Aslında ülke olarak yaşadığımız mutlulukla elde edilen kazanç arasında büyük bir orantısızlık var. “En nihayetinde bir ödül” deyip de geçiledebilirdi fakat Ceylan’ın ödülünü ülkesine ithaf etmesi ve özellikle “Benim tutkuyla sevdiğim güzel ve yalnız ülkem” cümlesini kullanmış olması ödülün değerini bir anda tasavvur edilemeyecek seviyeye getirdi. Aslına bakarsanız içimizde belki bilinçaltımızdaki o “Avrupalı olamama” duygusu, ülkemizin ve unsurlarının yaşadığı başarıları çok önemli ve hatta Avrupa’ya karşı “biz de burdayız” demenin başka bir yolu oldu. Öyle ki Fatih Akın en iyi filmle Almanya’da ödül alınca daha önce Türkiye’de yaşamamasına rağmen ve askerlik yapmamak için “bir kağıt parçasından vazgeçirim” gibi sözleriyle T.C. vatandaşlılığını hiç önemsemese de büyük bir mutluluk yaşadık, kendisininin başarısıyla gururlandık. Hepimiz ülkemizi çok seven insanlarız da Avrupa, Amerika başka bir dünya bizim için. Orada ismimiz geçince başka bir şeyler oluyor gibi. Sanki onlar bizim için birer kıta değil de ulaşılması gereken bir çıta, bir final. “Ülkemi çok seviyorum ama Avrupa’da yaşamak istiyorum” derken “ülkemi severken neden Avrupa’da yaşamak istediğimizi” bile sorgulamak aklımızın ucundan geçmiyor. Böyle bir sonuçla karşı karşıya kalmamızın nedenlerden biri de sanki Cumhuriyet’in kuruluşu yıllarında “kendi değerlerimizi küçümseyip Batılı olmaya çalışmamız” gibi. Ne yazık ki bugunki Batı kültürünün 300-400 yıllık bir geçmişi var. Dolayısıyla bir günde batılı olamayacağımız için batıcı olup çıktık. Kısacası eşsiz Cumhuriyet ve abartılı laiklik kazanımıyla kendi değerlerimizden feragat etmeyi göze aldık. Şükür ki değerlerimizi kaybetmedik ama kendimizi lüzumsuz küçümser olduk. Fransızlar “Türk gibi güçlü (être fort comme un Turc)” deyimini kullanırken biz bazı saçma durumlar karşısında sanki bütün milletleri çok iyi tanıyormuş gibi “bunu sadece bir Türk yapar” anlamında cümleler kullanır olduk. İşte bu yüzden içimize işlemiş ve farkında bile olamadığımız bir ezilmişlik ve bu ezilmişliğin bize bastırdıklarıyla milli başarılar bizim için bir çıkış noktası, bir haz alma mekanizması haline geldi. Daha önce de söylediğim gibi “ben de burdayım” demenin tek yolu sanki.

Ceylan ödülü aldıktan sonra Türkiye’den ilk tebrik eden kişi Kültür Bakanı Ertuğrul Günay olmuş. Hemen ardından Cumhurbaşkanı ve Başbakan da kendisini arayarak ne kadar mutlu olduklarını dile getirmişler. Orhan Pamuk ödül aldığında ise hatırladığım kadarıyla Devlet adına bir teşekkür sunulmamış kendisine. Bu bana kalırsa korkunç yanlış bir politika. Herkes istediğini söylemekte özgür ve eğer biri önemli bir ödül alarak dolaylı olarak ülkenin reklamını yapıyorsa bu kişiye devlet adına da teşekkür edilmeli. Her ne kadar Avrupa gazetelerinde “Türkiye’de Ermeni soykırımı olduğunu söyleyen Türk yazar nobel aldı” diye lanse edilmiş olsa da devlet nezdinde ikisinin de bir farkı olmamalıydı. Tabii bu demek değildir ki duygularımıza da aynı politika yön versin. Bilakis, herkes Ceylan’a tapar oldu, Nobel’den sonra Pamuk’u umursayan ya da seven kaç kişi kaldı…

Share This Post

Yazar:

meftare Didamangisa´da 190 yazıya sahip .


Yorumunuzu Yazınız.