
İnsan düşündükçe Milli Görüş hareketinin ne bereketli bir siyasal hareket olduğunu bir kez daha anlıyor. Zira, geçenlerde AKP’den tamamıyla istifa eden Abdüllatif Şener’in, Milli Görüşün geleneksel Mukaddesatçı-Siyasal İslamcı çizgisine bağlı kalan, Milli Görüş Partilerinin son temsilcisi (”Son Milli Görüşçü”) Saadet Partisi ile Milli Görüşün geleneksel çizgisinden çıkan ve Milli Görüşü Merkez-Sağ çizgiye taşıma gayreti içindeki, Milli Görüşe göre daha çeşitli ve “eklektik” iktidar partisi olan Adalet ve Kalkınma Partisi ardından, kökenleri itibariyle Milli Görüş çizgisinden gelip yeni bir oluşum için kolları sıvamasıyla birlikte, Milli Görüş’ten üçüncü bir partinin daha ortaya çıkacağı anlaşılmış oldu. Ancak, bu Yeni Oluşum hareketi, geleneksel Saadet Partisi ya da Revizyonist AKP’den farklı olarak yeni bir konjonktür partisi olarak sivrilmeye hazırlanıyor: Daha doğru bir ifadeyle AKP sonrası dönemde eski bir AKP’linin, yanına (daha doğrusu arkasına) TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’nu ve bir miktar da medyayı almasıyla birlikte geçmişte benzerlerini çokça gördüğümüz türden yeni bir “Sabun Köpüğü” hareketi oluşuyor. Zira bu tür “Sabun Köpüğü” partiler, mevcut iktidarın yıprandığı (ya da yıpranmış gibi gösterildiği) dönemlerde, kamuoyunda saygınlığı olan bir kişinin ya da kişilerin bir araya gelerek, eski küskün siyasetçilerle birlikte hareket ettikleri ve toplumun önüne ne idüğü belirsiz projeler sundukları hareketlerdir. Topluma, her şeyin bitmediği, bir çıkış yolunun mutlaka olduğu ve çıkış yolunun da mutlaka kurulan yeni oluşum olduğu ifade edilir; sonra -siyasetin şiarındandır- bazı kişiler bu –iyi niyetli- yeni oluşumcuların etrafında pervane olur. Hatta bunların arasında genellikle bazı önde gelen sermaye grupları yer alır; biraz da medya desteği alıp, boya badana yaptı mı; ha bir de unutmadan şık bir parti amblemi uyduruldu mu ver elini yeni oluşum; ver elini iktidar. Beklenen budur; umulan budur; toplumun mutlaka böyle olağanüstü zamanlarda yeni oluşumculara pirim vereceği beklenir; oysa birilerinin, kapalı kapılar ardında yürüttüğü bu girişimler ve çoğu zaman ara rejim formülleri, ne hikmetse çoğunlukla duvara çarpar ve kısa zamanda hüsran olur.
Türkiye’nin çok yakın bir tarihinde böylesi bir Yeni Oluşum girişimi, çok kısa sürede büyük bir şaşaa ile iktidara aday olmuş; ancak yine çok kısa sürede bu Oluşum hezimete ve ardı arkası gelmeyen düş kırıklıklarına uğrayarak kapısına kilit vurmak durumunda kalmıştır. Akıbeti son derece acıklı olan bu hareket 2002 yılında bir anda saman alevi gibi parlayan ve sönen Yeni Türkiye Partisi (YTP) ‘dir. Hatırlayalım; o günlerde Türkiye, hastalıklarla cebelleşen ve bir türlü iyileşemeyen rahmetli Başbakan Ecevit’e karşı kazan kaldıran; başını saygın bir kariyeri olan rahmetli eski Dış İşleri Bakanı İsmail Cem’in çektiği; yanında İstemihan Talay ve bir dönemler Ecevit’lerin sağ kolu olan ve tez zamanda Rahşan Ecevit tarafından aforoz edilen Hüsamettin Özkan’ın oluşturduğu “troyka” girişimi, Türkiye’yi içine girdiği siyasal ve ekonomik bunalımdan kurtarmayı vaad ederek kamuoyu önüne çıkmıştı. Bu hareketin, adını “Yeni Türkiye” olarak ifade etmesiyle birlikte Ecevit’in Partisi DSP ortadan çatırdadı ve DSP’li milletvekilleri, dönemin ABD’den ithal Ekonomi Bakanı Kemal Derviş’in de işlerini yoluna koyduktan sonra aralarına katılacağı ve kendilerine ilham ve oy sağlayacağı masalına kapılarak tıpkı bir çığ misali partiden kopmaya başladılar. Hareketin lideri İsmail Cem, Kemal Derviş’in aralarına katılacağından o kadar emindi ki, Partinin kurulmasıyla ilgili her türlü girişimi tamamlamakta ve kendince iktidara doğru yürümekteydi. Türkiye, böylece hem artık ne dediğini kendisi de bilmeyen hasta bir Başbakandan kurtulacak hem de o vakitler iktidara doğru yavaş adımlarla ilerleyen bir Milli Görüşçü AKP’nin önü kesilmiş olacaktı. Bu ülkede Sosyal Demokratlığın kitabını yazmış olan İsmail Cem, geniş açılımlı olmasını temenni ettiği için, Parti’nin Merkeze oturmasında ısrar ederken; siyasi görüş itibariyle Partilerinin nerede olduğu sorusuna yukarıda anılan “troykadan” doğru dürüst bir cevap da gelmiyordu. Bu arada Partinin amblem olarak seçtiği, küçük bir çocuğa yol gösteren yetişkin figürünün internetten “araklama” olduğu ortaya çıktı; Parti derhal yeni bir amblem arayışına girdi ve bu arayış birkaç hafta sürdü. Anlaşılan Parti’nin siyasal görüşü tam oluşamadığı gibi, amblemi de oluşamamıştı. Aslında, İsmail Cem ve arkadaşlarının büyük bir heyecan içinde göremedikleri şey, hiçbir şeyin yerine oturmadığıydı. Türkiye bir anda, Sakıp Sabancı’nın da açıktan destek verdiği, kafası ve ayakları olmayan, amorf bir gövdeyle baş başa kalmıştı. Bu yapının kafası olmadığından gövde nereye hareket edeceğini bilmiyordu. Ayakları olmadığından da gövde yere basamıyordu. Hareketin, Türkiye’ye önerdiği doğru dürüst bir programı da yoktu. Çünkü her şey bir anda, çok hızlı olmuştu. Oturup bir plan, program yapacak vakit yoktu. Nitekim, İsmail Cem, kendisine yöneltilen; Türkiye için ne gibi bir programları olduğu sorusuna “Türkiye için her şeyin en güzelini yapacağız” gibi hiçbir temeli olmayan, afaki bir cevap vermekteydi. Bu, heyecanlı, düşünecek ve program üretecek kafası; yere basacak ayakları; doğru düzgün bir siyasal görüşü ve hatta amblemi olmayan hareket, Kemal Derviş’in aniden Cumhuriyet Halk Partisi’ne katılmasıyla birlikte bir anda söndü. Derviş hakkında dönemin Başbakanı ve kurt politikacısı Ecevit “Hayatım boyunca Derviş gibi politikacı görmedim” derken; İsmail Cem, yaşadığı derin hayal kırıklığı içinde, Yeni Türkiye Partisi’nin yoluna devam edeceğini söylüyordu. Ama aslında Derviş’in YTP’ye katılmayıp CHP’ye geçişi, Cem’in yaşadığı sanal ortamdan çıkmasını sağlayacak en önemli darbeydi. Sonradan, Parti’nin temelini oluşturan troykadan hızlı bir kopuş oldu. İstemihan Talay ve ardından Hüsamettin Özkan ayrıldı Parti’den. Cem, kendi başına kaldı. Sonra da Derviş’in yaptığını yaptı. Gidip CHP’ye katıldı. Zaten seçimlerden de büyük bir hezimetle ayrılmıştı. DSP, 1999 yılında %21 oyla aldığı iktidarı %1 ile bırakırken; küsurat bakımından YTP’den daha fazla oy almayı başarmıştı. Velhasıl YTP curcunası böylece kısa sürede ortadan silindi gitti; hatta YTP’nin adını ya da bir türlü karar kılamadığı son ambleminin ne olduğunu bile bugün hatırlayan hemen hemen kimse yok.
Gelelim, Abdüllatif Şener’in liderliğine oynadığı yeni oluşuma. Henüz ortada bir parti yok. Hatta bu partinin nasıl bir parti olacağı da belli değil. Muhtemelen AKP küskünleri ile, eski ANAP’lı ve DYP’li bazı kişileri ve bir takım adını duymadığımız genç siyasetçileri dahil edecek kadrosuna. Henüz Şener’in kendisi de kiminle çalışacağına karar vermiş değil. Ama bahsettiğimiz eski siyasilerle çalışmak durumunda olduğunu O da biliyor olmalı. Ardından, nasıl bir siyasi parti kuracağına da karar vermesi gerekiyor Şener’in. Muhafazakar bir Parti mi olacak; Liberal mi; Sosyal Demokrat mı? Belki de ortaya bir karışık almak gerekecek; yani siyasi görüşü belirsiz yeni bir oluşum daha. Türkiye için ne gibi bir politika ve program üreteceği de belli değil Şener’in. Anlaşılan O da İsmail Cem gibi “Türkiye için en iyisini yapacak”. Ama arkasında sağlam bir Anadolu sermayesi var: TOBB. Bir de, AKP’nin kapatılması sonrası oluşacak belirsiz siyasal konjonktür. Şener’in bugünleri geçen yıldan tahmin etmediğini; sadece akademisyenliği özlediği için TOBB Üniversitesi’ne geçip siyasetten ayrıldığını düşünmek için çok saf olmak gerek. Şener, muhtemelen AKP’nin bir şekilde saf dışı edileceği bir ortamın yeni Ara Rejim Prensi olarak bir yerlerde hazırlanmış bir zat. Her ne kadar eski bir Milli Görüşçü de olsa (hali hazırda siyasi görüşünü bildiğimizi sanmıyorum) geçen yıl CHP’nin ve Ulusalcı kesimin çok istemesine rağmen Cumhurbaşkanı adayı yapılmamış olması Şener için çok önemli bir motivasyon kaynağı. Şimdi Şener’le birlikte Milli Görüş bir kez daha bölünüyor. Bu, üçüncü bölünme. Bu sefer, statükoyla işbirliği halinde bir bölünme söz konusu. Abdüllatif Şener, kuşkusuz tecrübeli bir siyasetçi. Geçmişte Refah-Yol döneminde Maliye Bakanlığı yaptı. AKP’nin kurucularından ve AKP hükümetlerinin Devlet Bakanı olarak aktif rol oynamıştı. AKP’nin ilk 5 adamından biriydi. Şimdi O da AKP sonrası dönemin oylarını (hasılasını) tahsil etmek için ardında kapı gibi bir TOBB’la yeni oluşum furyasına kaptırmış görünüyor kendisini. Hem de ülkenin geleceği üzerinde bu kadar spekülasyon yapılırken; son derece speküLATİF davranarak. Benim gördüğüm yeni bir YTP doğuyor; henüz adı belli değil; amblemi bilinmiyor; kadrosu hakkında henüz bilgi yok; programı belirsiz. Henüz bir gövde yok ortalıkta. Ama anlaşılan, tıpkı YTP gibi kafa ve ayaklar da olmayacak ve bu speküLATİF Yeni Oluşum da YTP gibi bir saman alevi olacak; birden bire yanıp sönecek..

Yorumunuzu Yazınız.