|
|
Kosova meclisi 17 Şubat 2008 tarihinde olağanüstü toplanarak Kosova’nın bağımsızlığını resmen tüm dünyaya ilan etti ve dünyanın son bağımsız ülkesi sıfatını Karadağ’dan devraldı. Ancak bu bağımsızlık ilanı Kosova için mutlu son olmaktan uzak bir görüntü sergiliyor. Bağımsızlığın ilanından bu güne kadar geçen sure içinde 42 ülke Kosova’yı resmen tanırken, içerisinde Rusya ve Kosova’nın bağımsızlığına destek veren Avrupa Birliği’nin 5 üye ülkesinin de bulunduğu 30 ülke Kosova’nın bağımsızlığını tanımayacaklarını açıkladılar. Bu yönüyle Kosova’nın bağımsızlığı, bundan önceki denemeleri gibi varolan sorunu çözmekten çok, yeni sorunların ve anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına ortam hazırlayacak gibi görünüyor.
Kosova’da son açıklanan nüfus verilerine baktığımızda, toplam 2 milyon civarındaki nufüsun %88’ini Arnavutlar oluşturmakta. Onları % 7’lük bir oran ile Sırplar takip ediyor.Boşnaklar,Türkler ve Romenler ise geri kalan %5’lik dilimi oluşturuyor. Bu bağlamda, bağımsızlığını ilan eden Kosova’da en büyük iç sorunlardan biri de Sırpların yoğun olarak yaşadığı ülkenin kuzeyinde yer alan Mitrovica,Leposavic,Zubin Potok ve Zveça gibi şehirlerin durumu. Bu bölgelerde Kosova yönetimi düzeni sağlamakta ve hizmet vermekte sıkıntı yaşıyor. Daha önceleri de olduğu gibi buralardaki halk zaman zaman ayaklanmalar ve protesto gösterileriyle yönetime karşı çıkıyor. Öte yandan Kosova’nın bağımsızlığına karşı çıkan ülkeler Kosova’nın bağımsızlığının uluslararası kamuoyu tarafından kabulünün bu bölgelerde yaşayan ve halkın çoğunluğunu oluşturan Sırplara da bağımsızlık hakkı tanınması anlamına geleceğini öne sürüyor.
Kosova’nın geçmişine baktığımızda, tartışmalı bağımsızlık ve özerkliklerin geniş bir yer kapladığını görüyoruz. Kosova ilk olarak 1945 yılında Josip Tito’nun Yugoslavyasında, Sırbistan Cumhuriyetine bağlı bir devlet olarak özerklik kazandı. Daha sonrasında, Arnavutluk ile ilişkilerinin bozulmasıyla birlikte Kosova’nın da Yugoslavyadan kopmasından çekinen Tito , 1974 yılında Kosova’nın özerkliğinin kapsamının genişletilmesini gündeme getirdi. Bu değişiklikle Kosova görünürde özerk ancak pratikte bağımsız bir devlet konumuna geldi. Ancak bu yeni statü Sırpları memnun etmedi ve yeni anlaşmazlıkların önünü açtı. Öte yandan Kosovalılar da arada kalmış olan bu statüden hoşnut değillerdi. Bu karşılıklı anlaşmazlık ve memnuniyetsizlik ortamı, 1981 yılında doruğa ulaştı. Kosovalı Arnavutlar tam bağımsızlık isteği ile ayaklandılar ve Yugoslavya’nın o dönemde başında bulunan Sırp lider Slobodan Miloseviç, bu ayaklanmaya karşı tepkisini çok sert bir şekilde ortaya koydu. Kosova topraklarına giren Sırp askerleri tepkileri bastırmak adı altında birçok Kosovalının ölümüne sebep oldu. Ve maalesef bu ölümler son olmayacaktı. İlerleyen dönemde Karadağ ve Voyvodina’nın özerk statüsünü feshederek Yugoslavya’nın geleceği üzerindeki planlarını ortaya koyan Miloseviç, 1989 yılında da Kosova’nın özerk statüsüne son verdi.
Bu gelişme, Kosova için zorluklarla dolu yeni bir sayfanın açıldığının habercisiydi. Meclisin feshedilmesiyle ortada kalan Kosovalı milletvekilleri birleşerek bir deklarasyon yayınladılar. 1991 yılının ekim ayında yayınlanan bu deklarasyon, bağımsız Kosova Cumhuriyetinin kuruluşunu dünyaya ilan ediyordu. Bağımsızlık ilanından sonra yapılan seçimlerde, ileride Kosova’nın bağımsızlık arayışının sembol isimlerinden biri olacak olan, İbrahim Rugova devlet başkanlığına seçildi. Ancak batılı devletler ve uluslararası kamuoyu, bu seçimlerin şaibeli ve yasadışı olduğu iddiası ile Kosova’nın yeni durumuna tepkisiz kaldılar.
Yaşanan bu hayal kırıklığının ardından Kosovalılar özgürlüğün politik yollardan elde edilemeyeceği kanısına vardılar. Ve 1997 yılında Kosova bağımsızlık ordusu UÇK kuruldu. Arnavutluk ordusundan aldığı silah desteğiyle UÇK, Sırp ordusuna karşı bir gerilla misyonu yürütmeye başladı. Birçok Sırp askeri görevlisine ve polisine suikastler düzenlendi. Ancak bu olaylar Miloseviç’in öfkesini giderek körükledi ve 1998 yılında Sırp ordusu Kosova’da bir temizlik operasyonuna başladı. İlk olarak UÇK ile ilişki bulunduğu iddia edilen binlerce kişi aileleri ile birlikte katledildi. Kosovalıların bu olaylara sert tepki göstermesi ve yönetime karşı ayaklanması üzerine ise, operasyon bir insanlık dramına dönüştü. Sırp ordusu Kosova’da Arnavutlara ait olan milyonlarca evi yerle bir etti. Yaşanan olaylarda yaklaşık 10,000 Kosovalı hayatını kaybetti, 1 milyondan fazlası da evlerini terk ederek çevre ülkelere sığındı. Bunun üzerine, uluslararası baskılara daha fazla dayanamayan ve olayların Makedonyaya da sıçramasından çekinen NATO, Sırp yönetimini Kosova’dan çekilmeye zorlamak amacıyla 24 Mart 1999 tarihinde hava operasyonları başlattı. Dört ay boyunca başkent Belgrad da dahil olmak üzere tüm Yugoslavya bombalandı. Ve uluslararası baskılara ve bombardımanlara daha fazla dayanamayan Miloseviç Kosova topraklarından çekileceğini açıklamak zorunda kaldı.
Bundan sonraki dönemde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1244 sayılı kararıyla Kosovanın yönetimi geçici olarak Birleşmiş Milletler’e devredildi. Ancak BM bu kararında Kosova’nın Yugoslavyaya ait olduğunu belirtiyor ve Yugoslavya’nın toprak bütünlüğünün korunacağını taahhüt ediyordu. Bunun için bu karar, Kosovalılara bağımsızlık yolunu açacak fakat aynı zamanda da bu yolda önlerine büyük bir engel olarak çıkacaktı.
Birleşmiş Milletler’in yönetimi devralmasıyla birlikte bölgede barış ortamı yeniden sağlandı ve Kosovalılar evlerine geri döndüler. Bununla birlikte 2005 yılında eski Finlandiya Devlet Başkanı Martti Ahtisaari BM Kosova Özel Temsilcisi olarak görevlendirildi. Ahtisaari’nin görevi, Sırp yönetimi ile Kosovalı otoriteler arasındaki müzakereleri yönetmek ve Kosova’nın durumunu inceleyerek, geleceği hakkındaki görüşünü bir rapor halinde BM Güvenlik Konseyine sunmaktı. Ahtisaari, dünya tarihine kendi adıyla geçecek bu raporunu 26 Mart 2007’de BM Güvenlik Konseyine sundu. Plan ana hatlarıyla şöyle bir anlam taşıyordu: Kosova kendi sembolleri,anayasası ve ordusuyla bağımsız bir devlet olarak tanınmalıdır.
Raporun yayınlanmasının hemen ardından dünyanın değişik bölgelerinden değişik tepkiler geldi. ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinin çoğunluğu Kosova’nın bağımsızlığını destekleyecekleri yönünde sinyaller vermeye başladılar. Öte yandan Sırbistan ve Rusyanın başını çektiği grup ise, böyle bir açılımın BM’nin 10 Haziran 1999 yılında kabul ettiği 1244 sayılı karar metnine aykırı olacağını ve BM’nin Sırbistanın toprak bütünlüğünü koruma taahhüdünü yerine getirmediği anlamına geleceğini iddia ettiler. Avrupa ve Amerikadan aldığı destekle Kosova Meclisi 17 Şubar 2008’de olağanüstü olarak toplantıya çağırıldı. Bu olağanüstü oturumda meclis, daha önceden hazırlanmış adaylar arasından yeni devletin bayrağı ve marşını seçti. Bayrak olarak ülkenin Avrupaya entegrasyonunu sembolize eden ve Avrupa birliğinin renkleri olan sarı-mavi renkler taşıyan bir bayrak seçilirken, marş olarak da yine Avrupa Birliğinin resmi marş olarak kabul ettiği Beethoven’ın 9.Semfoni’si seçildi. Ve oturumun sonunda Başbakan Haşim Taçi Kosova’nın bağımsızlığını resmen dünyaya duyudu.
Kararın açıklanmasının ardından Sırbistan ve Rusya AB ve ABD’yi hedef alan çok sert açıklamalar yaptılar. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin batılı devletleri ikiyüzlü olarak niteleyerek, 40 yıldır tanımadıkları Kosova’nın bağımsızlığını bir günde tanırken, yıllardır bağımsız bir devlet olarak varolan KKTC’ye kayıtsız kaldıklarını belirtmiştir. Öte yandan Sırp yönetimi de bu deklarasyonun yasadışı olduğunu ve Kosova’nın bağımsızlığını kesinlikle tanımayacaklarını açıkladı. Ancak kendisine yapılan tüm baskılara rağmen Sırbistan Kosova’ya ambargo uygulama ve Kosova’ya verdiği elektriği kesme konusunda harekete geçemedi.
Sonuç olarak gelinen noktaya baktığımızda, Kosova’nın bağımsızlığına gelen tepkilerin azaldığını ancak halen birçok ülkenin Kosova’nın bağımsızlığını tanımama konusunda katı ve kararlı olduğunu görüyoruz. Bu yönüyle Kosova’nın gelecekte AB ve ABD’nin oluşturduğu batı ülkeleri ile Rusya,Sırbistan ve Çin’in başını çektiği ülkeler arasında zaman zaman alevlenip zaman zaman yatışan anlaşmazlıklara ve çekişmelere konu olacağı şüphesiz görünüyor. Tarihlerinden gerekli dersi alan Kosovalılar da bu tabloda daha dikkatli ve dengeli bir tutum takınmaları gerektiğinin kuşkusuz farkındalar. Bu nedenle 17 Şubat’da ilan edilen bağımsızlığın ve temelleri atılan barış ortamının kalıcı olabilmesi için Kosovalılar bir sure daha dikkatli ve barışçı bir politika izlemeliler ve uğrunda birçok şeylerini feda ettikleri bu bağımsızlık hikayesinin sonsöz’ünü kendileri yazmalılar. Aksi takdirde, bu özgürlük denemeleri de daha öncekiler gibi onlara daha çok acı ve kaos getirmekten öteye gidemeyecek, bağımsızlığını arayan bir ulusun hikayesinde hüzünlü yerini alacaktır.
ONUR ÇETİNTÜRK Haziran 2008

Yorumunuzu Yazınız.