Şu sıralar son dönemin moda kitaplarından Adam Fawer’in yazdığı Olasılıksız’ı (ya da OlasılıkSız), ve Harvard Üniversitesi’nden Roy Mottahedeh’in Peygamberin Hırkası isimli kitabını, pek de adetim olmadığı üzere, birlikte okuyorum. Genelde orijinal olarak Türkçe yazılmamış kitapların, Türkçe çevirilerinde fark edilen kimi “bariz” çeviri anomalilerine, bu iki kitapta da, bana bu yazıyı yazma eşiğini aşmaya yetecek kadar rastladım, bunlara ve genel olarak çeviri müessesesinde gözüme çarpan bazı sorunlara naçizane kısaca değinmek istiyorum:
Öncelikle Olasılıksız. Çevirisi Şirin Okyayuz Yener tarafından yapılmış, A.P.R.I.L Yayıncılık gibi pek duyulmamış bir yayınevi tarafından basılarak piyasaya sürülmüş. Kitabın konusu az çok ismiyle de alakalı, olasılıklar, istatistikler, ve bunların insanın yaşamına etkisi. (Hem kitabı henüz bitirmedim, hem de okuduğum yerlerden “spoiler” vermeyeyim diye çok geniş çerçevede konuşuyorum.) Yani kitapta, matematikte ve doğa bilimlerinde kullanılan bazı terimlerin geçmesi çok normal, dolayısıyla çeviri yapılırken de buna hassasiyet gösterilmesi gerekir; her ne kadar çevirmen kişi dil konusunda çok yetkin olsa da (Şirin Okyayuz Yener’in yetkinliği hakkında bir fikrim de yok açıkçası), bu konularda teknik bilgisi olmayan bir kişinin, farkında bile olmadan yapabileceği kimi hatalar, hem okuyucunun gözünde gülünç duruma düşmesine sebep olabilir, hem de çevirmenin kitapta neden bahsedildiğini tam olarak anlayamadığını ortaya koyar, dolayısıyla bu okuyucunun kitapla ilişkisini de olumsuz etkiler. Misal:
Sayfa 49:
<<
(…)
Bunu yapmak için daha sonra ‘beklenen değer’ adıyla anılacak bir teori kullandı. Özünde işlem şu: Birkaç olay olasılığının ürünlerinin toplamını, her bir olay gerçekleşse elinize geçecekleri de ekleyerek topluyorsunuz.
(…)
>>
Mesele şu: “birkaç olay olasılığının ürünlerinin toplamı” ne demek? Pek bir anlam ifade etmiyor. Bu noktada, okuyucunun bu yazılanı anlayabilmesi için, çevirideki “ürün” kelimesinin İngilizce karşılığının “product” olduğunu, yazarın bu kelimeyi “çarpım” anlamında kullandığını, ve fakat çevirmenin bunu algılayamayarak çevirisinde bu kelimenin bir diğer anlamı olan “ürün”ü kullandığını düşünebilmesi gerekiyor. Toplam okuyucu kitlesi içinde bu düşünce zincirini kurabileceklerin oranını bilemiyorum ama, çok da yüksek olmasa gerek.
Kanımca burada yapılması gereken çevirmenin teknik olarak yetersiz olabileceğini düşündüğü konularda yardım alması ve gerçekten anlamadığı hiçbir şeyi çevirmemesi. Okuyucu için de yapılması gereken, böyle anlaşılması görece zor bir matematiksel terim ya da kavramdan bahsedilirken, ya dipnot, ya da kitabı arkasına eklenecek bir “Ekler” bölümüyle, bunların kısaca ve ortalama okuyucunun anlayabileceği ve olayı zihninde canlandırabileceği şekilde açıklanması olmalı. Örneğin aynı bölümde geçen “beklenen değer” (expected value) kavramı için bu gayet yapılabilir, zira ne bu bölümde, ne de buraya alıntılamadığım bu bölümün devamındaki birkaç sayfada, bu kavramla ilk kez karşılaşan bir okuyucunun, “beklenen değer”i anlaması gerçekten kolay değil. Halbuki bunun kabaca bütün ihtimaller ve bunlara karşılık gelen sonuçların çarpımlarının toplamı olduğu, başka bir deyişle (ihtimallerin eşit olduğu durumlarda) ihtimal dahilindeki tüm sonuçların bir ortalaması olduğu söylenip düzgün bir zarın “beklenen değer”inin hesabı gibi basit bir örnekle okuyucunun bunu daha iyi anlaması sağlanabilir:
Düzgün bir zarda her sonucun gelme ihtimali, 6 yüz olduğu için, 1/6’dır. Gelme ihtimali olan sonuçlar 1,2,3,4,5 ve 6 olduğuna göre; beklenen değerin tanımından (bütün ihtimaller ve bunlara karşılık gelen sonuçların çarpımlarının toplamı):
[(1/6)*1]+ [(1/6)*2]+[(1/6)*3]+[(1/6)*4]+[(1/6)*5]+[(1/6)*6]=3,5
ya da düzgün bir zarda yer sayının gelme ihtimali eşittir, dolayısıyla beklenen değer ihtimal dahilindeki tüm sonuçların ortalaması olarak da hesaplanabilir:
(1+2+3+4+5+6)/6=3,5
Yani şöyle denirse yanlış olmaz; tarih boyunca düzgün zarlarla yapılan bütün atışlarda elde edilmiş sonuçların ortalaması 3,5 olmalıdır.
Bir diğer örnek de şöyle:
Sayfa 51:
<<
(…)
Hangisi daha büyüktür?
a) Beklenen değer (hedonizm – yani yaşamdan zevk almak)
Ya da
b) Beklenen değer (dini hayat)
Varsayım…
a) Olasılık (ölümden sonra hayat yok) * (hedonizmden alınacak zevk) + Olasılık (ölümden sonra hayat var) * (sonsuza dek lanetlenmek)
Ve
b) Olasılık (ölümden sonra hayat yok) * (dinden alınacak zevk) Olasılık (ölümden sonra hayat var) * (sonsuz mutluluk)
(…)
>>
Burada da okuyucu kimi ifadeler, ve ardında parantez içinde kimi başka ifadelerle karşılaşıyor; anlama olasılığı yine düşük. Halbuki burada söylenmesi, ya da bir şekilde okuyucuya belirtilmesi gereken, bu ifadelerde “beklenen değer”in ve “olasılık”ın birer matematiksel fonksiyon, f(x), olarak yer aldığı, ve, örneğin ilk “a” seçeneği için, “hedonizm”in “beklenen değer” fonksiyonun “bağımsız değişken”i, ya da bir başka deyişle “argüman”ı olduğudur. Yani bu “a” seçeneğinde asıl söylenmek istenen “hedonizmin beklenen değeri”dir, aynı şekilde devamındaki “varsayım” başlığı altındaki “Olasılık (ölümden sonra hayat yok)” da “ölümden sonra hayat olmamasının olasılığı” anlamına gelmektedir, ki bu biraz daha teknik olarak “P(ölümden sonra hayat yok)” diye de gösterilebilir (“P”, “probability”nin (ya da probabilité) baş harfi olmak üzere).
Yani burada anlatılmak istenen, yine beklenen değerin tanımından yola çıkarak, hedonizmin ve dini hayatın beklenen değerlerinin hesaplanması. Şöyle:
İnsan hayatında ölümden sonrası için iki olasılık var: ölümden sonra hayat vardır ya da yoktur. Ve, hedonizm seçeneği için, bu iki olasılığa karşılık gelen sonuçlar, “ölümden sonra hayat yok” için “hedonizmden alınacak zevk”, “ölümden sonra hayat var” için de “sonsuza dek lanetlenmek” olarak, bu hesabı yapan kişi (Pascal) tarafından kabul edilmiştir. Dolayısıyla:
Beklenen değer(hedonizm) = Olasılık (ölümden sonra hayat yok) * (hedonizmden alınacak zevk) + Olasılık (ölümden sonra hayat var) * (sonsuza dek lanetlenmek)
olur .
(Varsayım “b”deki “+” işareti eksikliğiyse tamamen bir basım hatası, doğrusu da tabii ki tahmin edilebileceği üzere:
Olasılık (ölümden sonra hayat yok) * (dinden alınacak zevk) + Olasılık (ölümden sonra hayat var) * (sonsuz mutluluk)
Olmalıdır.)
Ruşen Sezer tarafından çevrilmiş ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’nca basılmış olan Peygamberin Hırkası: İran’da Din ve Politika, Bilgi ve Güç’e gelince, burada Olasılıksız’daki gibi bir özensizlikten bahsetmek mümkün değil. Bu kitaptaki hiçbir cümlenin kurgusunda gramatikal olarak bir hata olmadığı (tabii ki gözümüzden kaçmış şeyler de olabilir), ve çeviri esnasında bu konuya ciddi bir özen gösterildiği açık. Cümlelerin fazla uzun ve karmaşık olması, konunun da ağırlığıyla birlikte kimi zaman okuyucuyu zorlasa da, bu aynı cümlenin tekrar daha dikkatli okunmasıyla bertaraf edilebiliyor. Buradaki asıl mesele, nerdeyse bir asırdır Türk dilindeki bir sorunsal. İttihat ve Terakki döneminde başlayan ve cumhuriyetle birlikte devam eden , ulus ve vatandaşlık kavramlarındaki değişmelerin bir gerekliliği, ya da getirisi, olarak Türk dilinde bilhassa yapılan arılaştırma çabaları. Görece çok makul olan bu hareketin şiddetinin getirdiği kısmi olumsuzlukların olduğunu söylemek de hata olmaz, zira bu hızlı geçişin yarattığı, ve devrimin de kısmen amacının dışına çıkan bir çağrışımsız, amiyane tabirle “uyduruk”, kelimeler furyasının yarattığı bir anlamsızlık var. “Tanrı bengidir”, “anlak”, “kimileyin”, “nelik”, “ilinek” vs. gibi günlük hayatta kullanımı olmayan sözlerin, bilhassa algılanması zor olabilecek dini ve felsefi konularda, ve aynı zamanda yukarıda bahsedilen karmaşık cümle kurguları içinde, kısmen de zoraki ve eğreti olduğunu hissettiren şekilde kullanılmaları, okuyucuyu metinden soğuttuğu gibi, metnin orijinalinde sahip olduğunu tahmin ettiğim ifade gücüne ciddi zarar veriyor.
Bitirirken, sadece bu iki kitap özelinde değil, çeviri kitapların çoğunluğunu göz önünde bulundurarak, Türkiye’de çeviri işine yeterince önem verilmediğini ve özen gösterilmediğini, ve çeviride okuyucuya anormal gelebilecek ve anlaşılmayacak noktalar için bir kontrol mekanizması olmadığı rahatlıkla söylenebilir. Zira kitapların ilk baskılarından sonraki pek çok baskılarında da aynı bariz ve gülünç hataların olması bunu söyleyebilmek için yeterli, ki artık günümüzde bunların giderilmesi için yapılması gereken de, bir sonraki baskıdan önce yapılacak çok basit bir dijital işlem olmalı. Çözüm olarak, kitabın piyasa sürülmeden önce numune olarak belli bir sayıda basılarak kontrol için okunması ve bu işlemin ardından yapılacak rötuşlarla piyasa sürülmesi önerilebilir. Ya da bu iş tüm okuyucu kitlesinin işbirliğiyle yürütülerek, bilinçli okuyucudan, kitapta fark ettiği hataları ve/veya anlatım olarak kulağına hoş gelmeyen bölümleri, kendi önerileriyle de birlikte, ilgili yayınevine bildirmesi gibi bir interaktif kontrol mekanizması da uygulanabilir. Kullanılan dil ve “yeni” sözcükler konusundaysa, yıllardır devam eden ve tarafların argümanlarının açıkça ortada olduğu bir tartışmayı tekrarlamak yersiz; mühim olan okuma keyfinin ve içeriğin kimi zaman göz ardı edilerek bunun ideolojik kaygılarla zoraki olarak yapılmaması.

Yorumunuzu Yazınız.