RSS

Temelkuran Söyleşisinden Akılda Kalanlar

Per, Eki 16, 2008

Güncel, Söyleşi/ Tartışma

Tell a Friend

Duyurusunu da geç de olsa yaptığım, Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi’nde (MAFM) 15 Ekim 2008 günü düzenlenen Ece Temelkuran söyleşisine katılma fırsatım oldu. Söyleşi boyunca aldığım birkaç A5 kağıdı uzunluğundaki notları kısaca paylaşmak istedim.

Şunu söyleyerek başlamak istiyorum ki, bu kadından gerçekten zeka ve akıl fışkırıyor. Beni tanıyanlar böyle bir nitelemeyi kolay kolay yapmayacağımı da bilirler, gerçekten muazzam. Ayrıca çok doğal ve kendini kasmıyor olmasının yanı sıra kimi zaman yaptığı ince esprilerle Mithat Alam’ın küçük salonunu tamamen doldurmuş ve hatta yer olmadığı için koridor ile duvar diplerinde dahi mevzilenmiş olan “müşterilere”, 1 saat 50 dakika boyunca gayet keyifli bir söyleşi yaşattığı için kendisini naçizane kutluyor ve -e teşekkür ediyorum.

MAFM bünyesinden Ayşegül Oğuz’un sorularıyla yönlendirdiği söyleşide öncelikle Temelkuran’ın avukatlığından söz açıldı, bunun üzerine söz pazartesi günkü Hrant Dink duruşmasına geldi. Mahkeme salonuna girme süreci ve mahkeme salonundaki korkunç ahvali anlatan Temelkuran’ın şu sözleri ilginçti: “Orada oturmanın insanın acısını bayağılaştırdığını düşündüm.”

Daha sonra konu Temelkuran’ın yazar kimliğine geldi. Bugüne kadar yazdığı kitapları için “Hepsi bir vicdan borcu yüzünden yazıldı.” ifadesini kullandı. Çocukluğundaki okuma alışkanlığıyla ilgili soruya ise 16 yaşında omurgasındaki problem nedeniyle geçirdiği ameliyatın hayatında nasıl bir dönüm noktası olduğunu söyleyerek başladı, 4,5 ay boyunca yatmak mecburiyetinde olması dolayısıyla çok fazla okuduğunu söyledi ve özellikle Nikos Kazantzakis’in Zorba’sının kendisini çok etkilediğinden, hatta bu Zorba karakterini dedesine benzettiğinden bahsetti. Bu noktada okuma konusunda izleyenlere iki tavsiyede bulundu: “1) Sigaraya asla başlamayın. (bu geneldi tabii); 2) Bir ‘kitap okuma disiplini’ edinin ve bundan asla taviz vermeyin.” Bir ilginç konu da bu 4,5 aylık süreçte yatağının yanındaki duvarın ulaşabildiği her yerine yazılar yazdığını, ve yazma farkındalığına bu şekilde ulaştığını anlatmasıydı.

“Yazma” konusunda devam eden söyleşide Temelkuran, “Türkiye’de yazı yazmak fikir üretmek yerine tavır almak için kullanılıyor.” ifadesini kullandı, ve ayrıca buradan hareketle “Bu ülkede çok fazla şeye ‘maruz’ kalıyoruz.” dedi, ‘maruz’un altını çizerek.

Bu noktada sohbet yurtdışı, seyahatler ve edebiyat ekseninde devam etti. Yurtdışındayken bir şekilde Türkiye’deki olayların daha sert sonuçları olabileceğinin düşünülüp heyecanlanıldığını, ve fakat “Bu ülkenin her şeyi bayağılaştırmak/normalleştirmek üzerine inanılmaz bir potansiyeli var.” ifadesiyle de belirttiği gibi önceki gün onlarca insan ölse ertesi sabah Seda Sayan’ın göbek atması, ya da Hülya Avşar’ın Başbakan’a “kedi” demesinin gündeme geldiğini söyledi.

“Seyahat hikayelerini anlatmanın en güzel yanı, insan kendinden büyüleniyor.” diyerek kısaca Venezuella, Kuzey Irak, Beyrut seyahatlerinden anılar anlatan Temelkuran, en çok etkilendiği yerin sorulması üzerineyse, her zaman Diyarbakır’ın kendisini çok etkilediğini söyledi, ve ayrıca “Tüm kızlar Arjantin’e yalnız gitsin!” diyerek ‘mesaj verdi’. Bu noktada kaleme aldığı bir anısını –Paris Orly Havaalanı’nda bir toplu namaz sahnesi- okuttuğu kardeşinin –Yönetmen İnal Temelkuran- bunu fazla sinematografik ve abartılı bulduğunu anlattı ve ekledi: “Edebiyat hayatın ancak eksiltilmiş bir kopyası.”

Bu noktadan sonra söyleşinin içeriği biraz siyasallaştı, tabii en son Nazlı Ilıcak’la yaşanan olay kısaca gündeme geldi fakat Temelkuran bu konuyu fazla uzatmadan kapadı. Siyasetle ilgili söylediklerinin özü şu sözleriydi: “Türkiye Ortadoğu’ya örnek teşkil edecek bir ‘renkli devrim’ (coloured revolution) süreci içinde, ben de bu projeyi görüyorum ve kabul etmiyorum.” Son dönemdeki bu ‘karikatürizasyon operasyonu’nu –Cumhuriyet gazetesinin, üniversite hocalarının, Yargıtay’ın, Danıştay’ın, ve sonunda Anayasa Mahkemesi’nin karikatürize edilmesi- ve ‘Bıktık abiler!’ yazısını da hatırlatarak “solun, demokrasinin, insan haklarının, adaletin” standartlarının sağ-liberal kesim tarafından konuyor olmasını, ki “Günümüzde sözünüzün meşruiyeti için yanınızda bir liberal, bir de islamcı olması gerekli.” cümlesiyle bunu vurguladı, ve bütün bu “içi boş demokrasi” savunucularını da bu renkli devrim süreciyle ilişkilendirdi.

Sonrasında konuşulan insan hakları konusunda biraz kötümserdi: “Burası çok yıpratıcı bir ülke, sokağa çıktığınızda bile gardınızı alıyorsunuz, ve gerekirse siz de vuruyorsunuz.”, “Benim bile, Yasin Hayal vs.’in, ‘mahkeme tarafından cezalandırılmadıkları sürece masum’ olduklarını kabul etmem çok zor.”

Geriye kalan bölümde önce medyadaki erkek egemen düzene değinildi, daha sonra sevdiği filmlerden bahseden Temelkuran, kendisini biraz olsun etrafından soyutlayabilmek için ‘romantik komedi’ izlemeyi sevdiğini, ayrıca dönem sinemasını da ilgiyle takip ettiğini söyledi; en sevdiği film olarak da Sibirya Berberi’ni gösterdi.

Öğrencilerden gelen Taraf gazetesi ve artan milliyetçilikle ilgili sorulara da sırasıyla şöyle cevap verdi: Taraf gazetesini çok ‘hızlı çıkmış’ ve ‘yeni’ bulduğunu ve bu yüzden pek güvenemediğini, ayrıca gazetenin bahsedilen karikatürizasyona da katkıda bulunduğunu ve bunu neden yaptığını anlayamadığını, ve fakat gazetede ciddi anlamda önemli haberlerin de olduğunu, ve bu haberlerin bu şekilde medyada yer alabileceğinin görülmesi açısından da bunun iyi bir şey olduğunu söyledi. Milliyetçilik konusunda konuşurken gayri ihtiyari 80 darbesine değinen Temelkuran, politikayı unutmuş kesimlerin ne yapacağını bilemediklerinden dolayı geçen seneki mitinglerinde insanların ‘bayrağa’ sarıldığını söyledi. Yeni gelen nesillerin acımasız olduğunu düşündüğünü belirtti ancak, “Bu ülkede (derin) devlet istemediği takdirde tek bir kurşun dahi atılmaz.” dedi.

Nihayetinde, bütün söyleşi boyunca ‘a priori’ vurgu yaptığı “vicdan” mefhumu bitirirken yine karşımızdaydı. Kenan Evren’in sadece insan olmasından dolayı affedilmesi mealindeki bir soruya çok net “Hayır!” dedi, “Ellerinde kan var, çok kan.”. Evren’in “Öyle bir nesil yaratacağız ki sizi hatırlamayacaklar!” sözünü hatırlattı; “hayatımızın her yerinde, düşüncelerimizde, oturuşumuzda, giyinişimizde vs. 12 Eylül’ün izlerini taşıyoruz.”

Share This Post

Yazar:

mamumiskun Didamangisa´da 16 yazıya sahip .


Yorumunuzu Yazınız.