RSS

Fraktal Düşünceler

Çar, Eki 22, 2008

Kitap

Tell a Friend

Sinan Canan’ın yazdığı Bilim-Felsefe denemeleri tarzındaki Fraktal Düşünceler, Ekim ayı sonunda Haber Ajanda Yayınları’ndan çıkacak. Kendisini kişisel olarak çok beğendiğim için ilk kitabının bilgilerini buraya koymayı gerekli gördüm.

Arka Kapak:

Fraktal, sonlu boyutlarda mündemiç sonsuzların kod adı. Her birimizin vücudundaki kan damarlarının toplam uzunluğu, gezegenimizin çevresinin yaklaşık yedi katı… Her bir hücremizin çekirdeğinde bulunan DNA sarmallarından birini alıp tamamen açabilsek iki metreye yakın bir sicim elde ediyoruz… Akciğerlerimizdeki hava keseciklerinin toplam alanı bir tenis kortunu kaplayacak büyüklükte… Doğduğumuz andan itibaren yaşadığımız bütün bir zaman boyutu da, sevinçlerimizle, üzüntülerimizle, sevgilerimizle, nefretlerimizle, hayallerimizle, kısacası tüm güzel ve çirkin anılarımızla beraber kafamızın içindeki ortalama 1400 gramlık bir muhteşem organda depolanmıyor mu? Dr. Sinan Canan’ın bu eseri de bu anlamda fraktal bir kitap. Sayısı sonlu satırları okurken, düşünceleriniz adeta sonsuz bir yolculuğa çıkıyor. Nasıl “konuştuğumuza”, nasıl “konuşamadığımıza”; nasıl “anladığımıza”, nasıl “anlayamadığımıza” dair denemeleri ile Sayın Canan, her bir insanın zihnindeki gerili yaylarda hedefe atılmayı bekleyen merak oklarını harekete geçiriyor…

Kitaptan:

“Şimdi, ilk okuyuşta garip gelebilecek bir düşünce deneyi yapalım: Gerçekte mümkün olmamasına rağmen, örneğin görme sinyallerini beyne taşıyan görme sinirlerini, normalde gittikleri yer olan beynin arka lobundan çıkartıp, tat almayla ilgili beyin bölgesine bağladığımızı düşünelim. Bu durumda ne olur? Gözünüzden ışık uyarıları ile oluşturulan elektriksel sinyaller, tat bölgesine giderek sizde ‘değişik tad’ hisleri uyandıracaktır! Bütün duyular için aynı düşünce deneyini yapabilirsiniz. Yani gerçekte bu deneyi yapmak mümkün olsaydı, ‘sesin rengini’, ‘ağrının sesini’, ‘kelimelerin tadını’ vb.. hissedebilecektik…”

“İki başlı bebekler doğduğu zaman hayret ediyoruz; bir insanın dünyaya gelmesi çok sıradanmış gibi…

Bungee-jumping gibi uç sporları yapanlara hayret ediyoruz; tavanda yürüyen sinek basit bir iş yapıyormuş gibi…

Belgesellerdeki hayvanlara hayret ediyoruz; sanki sokaklardaki kediler ve köpekler çok sıradanmış gibi…

Bilgisayar dünyasındaki gelişmelere hayret ediyoruz; hepsinin çıktığı yer olan beynimiz çok basitmiş gibi…

Kocaman gökdelenlere hayret ediyoruz; asırlık çınarlar çok sıradanmış gibi…

Bir ressamın tasvirlerine hayretler ediyoruz; doğadaki asılları çok basitmiş gibi…

Çiçekli ağaçlara hayret ediyoruz; ezip geçtiğimiz dikenler çirkinmiş gibi…

Ölüme hayret ediyoruz; yaşamak çok sıradan bir ‘hak’mış gibi…”

“Hangisi biziz? Yüksek binaların, süper hızlı bilgisayarların, jet uçaklarının ve mesafeleri hiçe indiren iletişim yöntemlerinin mucidi olan insan mı, yoksa nefes almak için bile, çoğu zaman üzerine basıp ezdiğimiz bitkilere ve diğer tüm varlıklara muhtaç olan, doğduktan sonra en az üç-dört yıl bakıma muhtaç biçimde yaşayan ve aklının kavrayabildiği kadarıyla bile evren karşısında kendisini bir hiç hisseden insan mı? Düşünsel olarak bu ikisi arasında gidip gelen bir yaşantımız var. Ama çoğu kez o ‘muhtaç’ insanı unutup, ‘muktedir’ insan sanrısının büyüsüne kapılmadan da yaşayamıyoruz.”

“Belki de yaşamın ve yaşamımızda karşımıza çıkacak unsurların hesaplanamaz ve belirlenemez olması da iyi bir şeydir. Eğer tüm evren saat gibi doğrusal ve bizim çözümleyebileceğimiz bir tarzda işleseydi, kâğıt üzerinde müneccimlik yapmak, neredeyse dört işlem yapmak kadar kolay olabilirdi. Düşünsenize, ev yaptırmak üzere hatırı sayılır bir meblağ karşılığında yeni bir arsa aldınız ve gidip arsa üzerinde şöyle bir dolaşmaya karar verdiniz. Siz arsa üzerinde dolanırken yanınızda olan bilim adamı (muhtemelen matematikçi) bir arkadaşınız, eline bir kâğıt kalem alıp bazı hesaplamalar yapıp size ‘dur!’ diye bağırıyor. Siz soran gözlerle tek ayağınız havada beklerken o arkadaşınız size ‘bir adım daha atarsan, ayağından yayılacak titreşimler, 10 yıl sonra merkezi burası olan 7 şiddetinde bir depreme neden olacak! Az önce bunu hesapladım!’ dese? Hiç de hoş olmazdı değil mi? Bu yüzden; yani sırf biz rahat edelim diye, biraz da bilinmezlik güzelleştiriyor bu evreni. Kim bilir?”

İçindekiler:

* BÖLÜM-1: BİZE DAİR
o LİSAN NEDİR?
o YENİ PARANOYAMIZ: ZİHİN KONTROLÜ
o CELBEDİLMİŞ TOPLUMSAL SÖZYİTİMİ
o YABANCI LİSANLA EĞİTİM - NEDEN ‘OLMAMALI’?
o TIBBIN DİL YARASI
o DOKTOR, TABİP, HEKİM
o EVLİLİK AŞK’I ÖLDÜRÜR MÜ?
o NE İSTİYORSUNUZ?
o GERÇEK ‘MATRIX’ MI?

* BÖLÜM-2: BİLİME ve İNANCA DAİR
o EN KOLAY SEÇİM: EVRİM Mİ, DEĞİL Mİ?
o BİTMEYEN TARTIŞMADA YENİ BOYUT: AKILLI TASARIM
o TÜRLER BİRBİRİNE DÖNÜŞÜR MÜ?
o SEKÜLER EĞİTİM ve EVRİM
o BİLİM VE İNANÇ ÜZERİNE
o HAYRET NEREDE?
o DEĞİŞİM ve SABİT FİKİRLER
o BİLMEK KİMİN İŞİ?
o ÖRNEK VE TAKLİT
o SON KAHRAMAN

* BÖLÜM 3: KAOS’A DAİR
o KAOSU ANLAMAK
o KAOSUN RESMİ: FRAKTAL GEOMETRİ
o ‘SALİH AMCA’, KAOS TEORİSİ VE FRAKTALLAR
o KİMSENİN BİLEMEYECEĞİ ŞEYLER

* SON SÖZ: MERAKIN OKU: TECESSÜS

Share This Post

Yazar:

meftare Didamangisa´da 189 yazıya sahip .


Yorumunuzu Yazınız.