Kültürel emperyalizm ile ilgili çok bilinen bir örnek vardır. Afrikada yaşayan ve karnını doyuramayacak kadar fakir bir ailenin bir gecelik faaliyeti inceleniyor ve özet olarak şu sonuç çikiyor: Yalın ayak oturan iki çocuk ve karşilarında hem dekoratif olarak hemde iletişim aracı olarak bir televizyon ve bir de hiç şaşirmayacağiniz Coca Cola’nin eşantiyon ürünleri ve boş şişeler. Bu tabloyu gözünüzün önüne getirdiğinizde karşilaşacağiniz kitle iletişim araçlarının hayatımızı ne kadar etkilediği ve hayatımızın bunun ürettiği sanal markalarla şekillendiği gerçeğidir. Bu adamlar ne yapiyorlar, açliklarını bastırmak yerine televizyonun 25. karesi beyinlerine kola içmelerini empoze ediyor. Bu aptal kutunun içinde ne var da insanları bu yönde etkiliyor? Şu sonuç çıkmiş: Televizyonun 24 karesi görselliğimiz içinken 25.kare bilinçaltımıza hükmediyormuş. O gün bügündür 25 sayısına karşi bende bir alerji oluştu. Sorun nerde, televizyon seyretmek mi veya kitle iltişim araçlarını protesto etmek mi veya markalara karşi savaş açmak mı… Hiç biri değil bu sorunun cevaplarını kültürel emperyalizmi bütün yönleriyle ele alarak makale furyasına başlayacağim.. Şimdilik bütün arakadaşlarimiza merhaba, selamlar.


Ekim 28th, 2008 at 12:15
Güzel bir noktaya temas etmişsin.Artık savaşlar eskisi gibi askeri müdahelelerle yapılmıyor.Teknoloji aracılığı ile insanlara kendi kültürlerini,kendi mantalitelerini empoze etmeye çalışıyorlar.Bunun gibi birçok konuda halkımız bilinçlenmeli.Yazılarının devamını diliyorum.Başarılar…