Evrenin yaratılış mantiğinda aşk mı var? Bugunlerde kafamı kurcalayan bir soru bu. Tanrı kainatı neden yarattı, niçin varız ve niçin belli bir zaman diliminde bize tanınan sürede yaşayıp sonsuzluğa gidiyoruz. Bizim yaşadığımiz zaman diliminde yüceltmemiz gereken şey nedir? Bu soruların cevabını bulmak çok zordur. Zaten genel geçer bir cevap da bulamazsınız bu sorulara, ancak benim hayatımda evrenin oluşum süreci ve gelişimi denilince kafamda uyanacak tek şey var o da aşk… Aşk nasıl tanımlanır ve aşk hakkında bizden önceki aşıklar ne düşünmüş diye bir baktım da aşkı tasavvufi düşünürler tanrı inancını pekiştıren tanrıya aşkın bir geçiş noktasıdır diye söylerler… Bir de güncel aşk tanımı vardır. Kimyasal bir reaksiyon sonucu bedende olan değişimler diye tanımlanır. Bu biraz da mekanik bir duygu iki düşüncede doğrudur. Aşka farklı bir yorum getirmeye çalışırsak bence aşk pozitif bir idea’dır insanların düşüncelerini davranışlarını tek bir amaç için kalıba sokmaktır. Aşk en büyük devrimdir, duygularımız da düşüncelerimiz de davranışlarımız da gelişimiz de hayata dair her şeyimizde değişimin sembölüdür. Aşk tek bir metafora itaattir… İnsan ruhunun derinliklerinde kin, nefret , ihtiras ,şehvet , şefkat, zalimlık, azim gibi bir çok duyguyu barındırmakta. Bu duygular bana göre en erdemli insandan tutun da en niteliksiz insanlara kadar sahip olunan duygular. Ancak, şartlar gelişim süreci ve hayat standartları nedeniyle o sahip olduğumuz bazı duyguların dominant bazılarının ise zayıf olma ihtimali var. Bu durum insan kişiliğini oluşturur. Ruhlarımızın yaratıldiği zamanda bu duygular bütün insanlara verilmiştir. Aslında ruhumuzun derinliklerinde her türlü duyguya sahibiz. Bize ruhların yaratıldiığı dönemde bize öğretilenleri yaşamaktayız. Bu yaşamızı ve duygularımızın hangisinin dominant olacağı kararı bizim elimizde. Tek elimizde olmayan bir duygu var o da aşk. Bu kontrol dışı bir duygu. Bu devrimle nerede karşilaşacağiniz belli değil belki bir çift göz’de belki de bir bakışta o duygular tavan yapabilir. Bizim kontrol edmediğimiz ve istem dışı olan şeyler bence tanrısaldır yani aşk tanrısal bir şeydir… Kutsal kitabımız da söyle der tanrı insanlara kendi ruhundan üflemiştir der bu kutsala olan inancımız aşkı yaşayarak daha da pekiştirebiliriz. Aşk, tanrının insanoğluna bahşettiği en kutsal duygudur. Tanrı, kutsallığını anlamak için aşkı anlamak şarttır. Ben aşka itaat ve iman ettim ve hayatımdan bir devrim yaşadım ama aşkı bir bedende somutlaştırmıyorum ve o kutsaliyetin büyüsünü bozmuyorum. Aşkı bir beden’de somutlaştırmak ruhlarımıza edilen ihanettir. Bizi birey olarak bütün ideolojilerden ve bütün sistemlerden farkıl kılan ve yaşam manifestomuzun temelini oluşturan aşktır. Aşık olun ve aşkı yüceltin, aşkı yüceltmek tanriyi yüceltmektir. Ben aşkı yaşiyorum ve mutluyum siz de yaşayın ama bir beden de somutlaştırmadan…

Kasım 18th, 2008 at 20:09
Olaya yaklaşım olarak başarılı, fikriyat olarak yetersiz bir yazı:)
Her açıklayamadığımız şeyi, tanrısallaştırmak ne bilime yakışır ne terakki sağlar. Bana kalırsa bilim adamları bahsettiğimiz kavramı tetikleyen unsurları açıklayacaklar da “hadi be bu mu” diyeceğim(n)izi ve yozlaşmışlık katsayısını yukselteceklerini bildiklerinden açıklamıyorlar da olabilirler:)
Gençlik dönemleri bir yana ben bu olaya inanamadım. Yine temennim senin dediğin gibi olması.
Kasım 18th, 2008 at 20:59
yazımda kesinlikle tasavvufi aşk yok sadecd benim aşka hakkında şimdi yaşadiğim ve tercübelerimi yazdım fikriyatı zayıf olabilir haklısın ama çok karmaşık duygular ve çok öznel
Kasım 18th, 2008 at 21:37
değerli sicia
anlattıklarınız aşktan çok aşka aşık olmayı ifade ediyor gibi geldi bana :) Aşka aşık insanlar hayatlarında daima aşk olsun isterler.. bu kötü birşey midir hayır.. kesinlikle pek çoğumuzun yaptığı budur aslında..aşkın adrenalini, yaşattıklarını severiz biz.. elimizden gittiğini anladığımız anda da önce aşık olduğumuz ya da aşık olduğumuzu sandığımız kişiyi suçlamaya başlarız bu yüzden. ilk ondan sorarız bunun hesabını. evet bilim adamlrı mefrate nin dediği gibi aşkı açıklamışlar aslında hormonal bazda en azında ve bir ömür bile biçmişler 3 yıl. yani bünyelerimiz en fazla 3 yıl kaldırabiliyor bu duyguyu. sonrası, sahiplenme, alışkanlık ve egomuzun bizi yönlendirdiği daha pek çok şey.
Tanrısal aşk yani tassavuftaki gibi farklı bir şey evet. Tanrısal aşk Tanrı’nın yarattığı her şeye aşık olmak.. olduka hümanist bir yaklaşım aslında kutsal kitaplarda söylendiği gibi Tanrı’nın nefesinden üflenen bizler onu temsil ettiğine inandığımız her şeye aşık olabiliriz kolaylıkla, kendimizden bir şeyler bulduğumuz için olsa gerek.
Meftare her şeyi Tanrısallaştırmaktan bahsetmiş ve bilim adamlarının bunu açıklayabileceklerini söylemiş. Açıklamışlar bir kısmını zaten sçyledim. Peki bilim adamları Tanrı’yı açıklayabiliyorlar mı acaba? Varlığını ya da yokluğunu ispat edebiliyorlar mı? Bu bir saldırı değil yanlış anlaşılmasın. Demek istediğim hepimiz hayatımızda maneviyata ihtiyaç duyarız öyle ya da böyle, kimimiz bir hayvan, kimimiz bir insan kimimiz doğa, kimimiz kitap aşığıyızıdır tabiri caizsse, ama illaki manevi huzur bulduğumuz bir şeylerin peşindeyizdir.
Tamam bazı konularda ayaklarımız yere bassın kabul. Ama bazı şeyleri de yaşayalım tadına varalım her şeyi açıklamak zorunda da değiliz ki canım..
Sevgiyle
Fssulye
Kasım 18th, 2008 at 21:39
Değerli sicia yazınızın başlığı yorumdan önce algım dışında kalmış ve direkt yazıya geçmişim ve aşk kelimesini görmüşüm sanırım yanlızca bu nedenle yukarıdaki yorumun ilk cümlesi anlamsız kalmış.. dikkatsizliğimi bağışlayın :)
Kasım 18th, 2008 at 22:00
Sicia yorumda espiri yapmıştım, sen çok kullanıyorsun o cümleyi ona istinaden söyledim. yoksa bu konunun fikriyatı mı olurmuş…
Kasım 18th, 2008 at 22:31
yazımı okuyup yorum yaptiğiniz için çok teşekkür edrim ..aşk bir insanın refleklerini ifadesi kadar öznel bişeydir bu açıdan benim bir çift gözde yakaldiğim bu duyguları kelimlere dökmeye çaliştım .aşkın manasının tanrısal olduğunu düşünüyorum çünkü bu duyguyu biz kontrol edmiyoruz ve bu duygu bize bahşediliyo..(tanrıdan gelen9 bir kavram ve bunda genel geçer bir izahat yapmak gerçekten zor ama aşk hakkındaki her görüş bence doğrudur…saygılar
Kasım 18th, 2008 at 22:31
Merhaba fasulye,
Ben kendi yorumumu yaptım. Çok engin bir konu herkes çok farklı düşünebilir tabii.
Kasım 18th, 2008 at 22:36
büyük iskenderin kendini en zayif hissettiği zaman ,aşk;in doruğuyumuş bilim adamları bence büyük iskendere saygılarından dolayi açıklamıyorlardır..
Kasım 18th, 2008 at 22:40
Dün gece karanlıkta dansettim bir başıma. Rüzgar oldum, ateş oldum, dost oldum, düşman oldum. Yaşamı o andan ibaret sayıp bir başka bedende şekillendirdim dansımı. Zehir oldum, güneş oldum, yakaran bir kul oldum. Her bir kıvrımda ben oldum, dolu dolu, yalnızca ben. Nefes nefese, ter içinde durduğumda, gün oldum, geceye doğdum huzurlu bir yorgunlukla. Müziğin o büyülü mabetinden sıyrıldığımda, sessizce bir sigara yaktım karanlıkta. Uçuşan ateş böcekleri gördüm. Kıvrım kıvrım dumanlar üfledim, durgunluğuna inat o anın. Dansın resmini çizdim geceye. Gölgeler kıskandılar heyecanımı, pişmanlıklar korktular coşkumdan. Sonra bedenimi teslim edip uykuya, rengarenk bir düş oldum.
İkinize de paylaşımlarınız için teşekkürler, akşamıma aşk getirdiniz :)
fasulye
Kasım 19th, 2008 at 12:20
İyiymiş:)
Selamlar