Bugünlerde Haşhaşin suikastçılarını düşünüyorum amansızca ve onlar ile bağdaştırıyorum yaşadıklarımızı. Çok ilginç bir psikoloji ile devamlı olarak sana gösterilen hedefe ulaşma hırsı içindesin. Bir nevi tavşan havuç problemi gibi, ama sonunda vaat edilen ödül paha biçilemez.
Haşhaşin suikastçıları, bir diğer adı ile pers assasinsleri zamanın en iyi kokainlerini kullanarak kendi emelleri uğruna talebeler yetiştiriyorlarmış. Bu talebeleri önce dağlarda son derece iyi korunan Alamut kalesine getiren suikastçılar onları kaleye almadan önce güçlü bir Hint haşhaşı ile –hint kenevirinden yapıla, küçük dozlar halinde alınan, modern dünyadaki esrarlı sigaradan yüzlerce kat daha güçlü olan ve kısacası adamın mına koyan bir uç uç böceği formu yakalatan cinsten- talebeleri bayıltıyorlarmış. Daha sonra bu talebeler uyandıklarında kendilerini Alamut kalesinin içinde 18’lik çıtırlarla dolu olan haremlerin bulunduğu, mis yemekler ile açık büfenin ırzına geçildiği, inanılmaz alengirli bahçelerin olduğu bir yerde buluyorlardı. “ahanda biz cennete geldik lan” Hudaları ve cüdaları taa o zamanlar Roma’da görev yapan bürütüs’ün çalışma ofisinden bilem duyuluyormuş. İşte kafaları bu şekilde 1 milyar olan talebeler o şehlalıkla kendilerine cennette olduklarının söyleyen şeyh ile görüşüyorlar ve tekrar bayıltılıyorlarmış ve sırada alelade bir ortamda, hatta sıradan kezbanların olduğu, ıspanak ile kuru ekmeğe talim edilen bir yerde uyanıyorlarmış. Aradan biraz zaman geçtikten sonra suikastçılar tekrar bu talebelerin yanlarına geliyorlar ve onlara “blader sen ki cenneti görmüş, taş gibi çıtırların yanında bir elin balda diğeri çıtırlarda yaşamış adamsın, yakışıyor mu sana bu hayat” dedikten sonra bombayı patlatıyorlardı; “tekrar cennete dönmek istersen ahanda şu adamı öldürmen lazım”! görev günü kendilerine ayarında bir dozda son kez verilen uyuşturucu ile bu suikastçılar hedeften şaşmıyorlardı ve hedefin mına koyuyorlardı.Günümüze geldiğimizde ise; aklıma aydın öldüren gençler, terörist ideolojilere sahip sığ beyinler, radikal İslamcılar, intihar bombacıları, faşist asalaklar, kanlı devrimciler geliyor. Gençlerimizi şehla şehla sokaklarda dolaşırken gördüğümde, popüler kültürün, gereğinden fazla romantik takılan sözde korkusuz bohem entelektüellerinin rayından şaşmış ve son derece yamuk olan entellijasyonlarına sokasım geliyor. İşte bu zikimin entelektüelleri gençlerimizi gereğinden fazla romantizm ile birlikte, haşhaşin suikastçılarının yaptıklarını bir doğu sentezi ve ateşli rüyalar gibi gösterdiklerini düşünüyorum. Ki zaten her türlü sarhoşluğa, ideolojik olsun, milli hassasiyetlerle olsun, sapkın düşünce tarzları ile olsun, dini istismarlarla olsun ve kahraman devrim hayalperestlikleri ile olsun hazır olan canım gençlerimiz kendi küçük dünyalarında keskin değişikliklere giderken, ülkemizde de kolay kolay acısı ve izleri giderilemeyecek yaralara sebep oluyorlar.
Bir de aklıma kendilerine hiçbir şey vaat edilmeyen, analarının kucağından, babalarının kucağından ayrılarak vatan için, hem de %95 ine basmadıkları, görmedikleri, havasını koklamadıkları bu topraklar için, hiçbirini tanımadıkları bunca insanlar için hatta ve hatta yukarda anlattığım şehlalar ve onları uyutan zebaniler için canlarını siper eden, savaşan 20′lik insan görünümlü melekler geliyor. Canım güzelim analarının bağrına taş bastırıp “vatan sağ olsun” dedirtiyorlar işte ben bunu anlamıyorum. Hele ki analarımızı, kuvai milliye’den bu yana gösterdikleri sayısız fedakarlık, azim ve bu ülkeye hizmet aşkı ile yanıp tutuşan analarımızı hiç anlamıyorum. Mustafa Kemal’in dediği gibi “dünyada hiçbir kadın, ben ülkem için türk kadınından daha fazla çalıştım diyemez” diyorum ve işin içinden çıkıyorum. Benim hafsalam ve beyin hücrelerim almıyor, zaten ufak olmasının yanı sıra nasırlaşmış olmalarıda buna sebep oluyor kanımca… Böyle büyük fedakarlıkları anlayabilecek hissiyatta benim gibi çapulculara nasip olmuyor!
Yoğun iş temposu, lanet İstanbul trafiği ve uykusuzluk beni oldukça yıpratıyor, ne dediğimi, ne yazdığımı ne düşündüğümü toparlayıp bir düzene koyamıyorum ve böyle saçmalıklar çıkıyor ortaya. Yazdıklarımı da göndermeden okumuyorum, kendimi kısıtlamayayım, saçmalıklarımı kırpmayayım diye…
Kusura bakmayın efenim…

Kasım 25th, 2008 at 00:31
Ben de katılıyorum bu olaya. Özellikle üniversite gibi ortamlarda bu gibi durumlarla gayet fazla karşılaşma şansı bulduğum için cemaatçisinin her türünden tutun da milliyetçisinin her türüne(Türk, Kürt) kadar insanların uyuşturulması değilse de girdikleri düşünce yapısından dışarıya bakamama durumları can sıkıcı oluyor. Eline sağlık bu arada, valla çok keyifli oluyor yazıların.