Hayatım boyunca sabun köpüğü işlerden hep uzak durdum. Gelip geçici ve kısa ömürlü olan şeyler bana çok ters gelir. Bir işin önemi kalıcı olmasında. Yazı yazmak kalıcı bir şey. Bir arkadaş sohbetinde çok şeyler konuşulabilir ve tartışılabilir ama ses dalgaları uzay boşluğunda kaybolup gider. Biz yazmaya çalışan insanlar olarak düşüncelerimizi kağıda dökerek düşüncelerimizin kalıcı olmasını sağlamaya çalışırız. Burada temel amaç hem düşüncelerimizi bir veri haline getirmek onun yanında ise düşüncelerimizi arkadaşlarımızla paylaşıp düşüncelerimizi hegomon kılmak.. İnsanların büyüme evreleri olduğu gibi fikirlerimizin de böyle evreleri var. Ben didamangisa’da yazar olarak ergenlik çağımı yaşadığımı düşünüyorum. Yeni bakış açıları kazanıyorum ve benim olgunluğa erişmemde büyük katkı sağlayabilir bu ergenlik dönemlerinde yaşadığınız şeyler sizin için bir yol haritası bile olabilir. Sizi her dönemde etkiler, ben ergenlik dönemini yaşadığım burada yazılarımızın demlenmediği yeterince parçalanmadiği kanısındayım. Bu durum benim cesaretimi kırmakta ve yazmaktan korkar hale geldim. Bana göre fikriyatı ne olursa olsun eleştirilen herşey değerlidir. Olumlu ya da olumsuz eleştiriyi hakediyorsa başarılıdır tabii “neye göre kime göre”’si tartışılabilir.
Toplumumuzda görsel eğitim anlayişi çok gelişmiştir. Yani hep görerek öğrenme gereği hissediyoruz. Okuyarak veya dinleyerek neden öğrenmeyi genelde ikinci plana atar olduk. Sonuç bu olunca toplum kitap okumak yerine televizyon izleyip öğrenmeyi tercih ediyor. Televizyonun öğreticiliği de bir başka tartışma konusu. Türkiye’de hayatı boyunca hiç kitap okumamış üniversite öğrencileri mevcut. Ben bu okumama konusunda hiç müsamaha gösteremiyorum. Görüşü ne olursa olsun insanları ötekileştirmekten hiç hoşlanmam ve düşünce ayrılıklarının kavga sebebi olduğunu düüşünmeyenlerdenim ama okumayan adama da yapabilecek bir şey yok. İnsanı bir diğerinden ayıran meziyet özgün olması, özgün yeteneklere ve özgün fikirlere sahip olmasıdır. Yaşam manifestosu olmayan insanların bu doğal yaşamın içinde başarılı olması mümkün değilidir. Başarılı olamayınca sistem içinde bir ur haline gelip bütün organızmayi işlevsiz hale getiriyor. Bizim tek düşmanımız var o da tutuculuk ve cehalet. Düşüncesi ne olursa olsun bir fikriyatı olanlar çok kutsal varlıklardır. Hayatın’da öncelikleri belli olmayan, ne için yaşadığını bilmeyen bu yaratıklara ne yapmak gerekiyor onu da bilmiyorum. Ülkemizdeki ideolojik çatışmaları belli bir yere kadar anlıyorum ve demokratik kültür içinde fikirlerin çatışması doğaldır. Olağan da budur ama fikriyatı fiili aksiyona dökmeden. Fikriyatımızı fiil olarak uygulayacağımız kesim ise bu cehalet içindeki bu şuursuz kesim. Bu kesimle ilgilenmek şarttır. Benim ergenlik dönemimdeki bu heycanımın kaybolmasını sağlayan bu tiplerdir. Böyleleriyle aynı ülkede yaşadiğimdan dahi utaniyorum ve bu utanç beni fiili olarak bişeyler yapmaya zorluyor ama ne yapacağımı bilmiyorum ve çaresizim. Siz bir çare bulursanız lütfen paylaşın, ülkenin çözmesi gereken ilk şey ekonomik veya siyasal sorunlar değil hayatını anlamlı kılamayan bu cehalet içinde yaşayan zümrenin aydınlatılması. Bu düzelirse belki televizyon reytingleri yerine gazete trajlari artar. Saygılar, selamlar…

Yorumunuzu Yazınız.